Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Türkçe’ Category

Korkmuyor musun?

 

Hayatını ‘hiҫ’lerin uğruna yasamış olmaktan?

 

Cocukluğunu bilgisayar başında;

Genҫligini eğlencede;

En verimli ҫağlarını dünya malı peşinde;

Yaşlılığını da hastahanelerde geҫirmiş olmaktan?

 

Ve bunun bir hesabı olacağından?

 

Korkmuyor musun?

Read Full Post »

Ben bu gurbet elde;

Anadan ayrı, babadan ayrı;

Elimden tutan olmaz gayrı;

Alem dünya derdine düşmüş;

Görmez olmuş yalnızları, garibanları;

Alem mal derdine düşmüş;

Görmez olmuş yananları;

Anlıyor insan gerçek cananı;

Allah’tan başka, yoktur gayrı!

Yoktur gayrı, yoktur gayrı!

Yoktur gayrı!

Ben bu gurbet elde;

Yardan ayrı, vatandan ayrı;

Elimden tutan olmaz gayrı;

Olmaz gayrı, olmaz gayrı!

Olmaz gayrı!

Uydurduğum bir nakaratla (ve kötü sesimle) şiiri seslendirdim. Herkes kullanabilir (ve yeniden yorumlayabilir)!

Read Full Post »

1- Yaptigimiz isin iyi veya kotu oldugunu nereden anlariz?

“O isi yaparken Allah’a kavusmak (olmek) korkutmuyorsa o is iyidir; hayir, rahatsizlik duyuyorsaniz o is kotudur” (Reca bin Hayve)

2- Seytan namaz kilmayan (alni secdeye inmeyen) bir adama:

“Ben Hz Adem’e bir kerecik secde etmedigim icin cennet’den kovuldum; sen is her gun bes vakit namazin her secdesini terk ediyorsun… Acaba halin ne olacak?”

3- Yuzme bilmeyen cimrinin birisi denize dusmus ve etraftakiler kurtarmak icin “Ver elini” diyorlarmis, ama adam bir turlu vermemis…

Onu iyi taniyanlardan birisi “Al elimi” deyince, adam uzatmis…

4- Kanuni Sultan Suleyman merakindan, zamaninin Islam alimi (her soruya cevap vermesiyle meshur ve ayni zamanda Sut kardesi olan) Yahya efendiye Osmanli’nin sonunun nasil olacagini soran bir mektup yazmis…

Cevap olarakta Yahya efendi “Neme gerek” yazmis; Kanuni bu cevaba sasirmis ve hikmetini bizzat kendisi sormak icin yola koyulmus…

“Kardesim, neden soruma cevap vermedin?” deyince; “Cevap verdim; bir devlette haksizlik ve zulum yayilir, bunu isitip gorenler Neme gerek derlerse, o zaman o neslin yok olmasini bekle”

5- Bir inkarci, Islam alimine 3 soru sorar:
i) Allah varsa bana goster
ii) Her isi Allah yaratiyorsa neden suclu ceza gorur?
iii) Seytan atesten yaratildiysa, cehennem atesi nasil ona etki eder?

Alim yerden bir kerpic parcasi alip onun basina calar… Basi aciyan inkarci solugu hemen mahkemede aliverir ve Hakim alime sorar: Sen bunun basina vurmussun oylemi?

Alim: Bana 3 soru sordu, bende ona cevap verdim
Hakim: Nasil?
Alim: Allah varsa bana goster demisti; basinin agridigini iddia ediyorsa gostersin… Iki, herseyi Allah yaratiyorsa ben neden suclu olayim? Uc, Topraktan olusan kendisine (yine topraktan olan) kerpic nasil etki ediyor?

Sonuc: Beraat

Read Full Post »

Our eyes have been blurred with distractions
Our eyes have become blurred with distractions. We lost touch with the realities of this life.
Note: Scroll down for the English version of this post

Hayatın anlamını araştıran/sorgulayanların çoğu zaman, dinleri ve Allah’ı tamamen yalanlayanlardan olmasını anlamıyorum; gerçekten anlamıyorum!

Soylemeliyim ki hiçbir zaman bulamayacaksınız; egonuzu (nefsinizi) yenip/dizginleyip, Hakk’ın (c.c.) önünde eğilmediginiz surece! Biraz sert bir cevap gibi gelebilir ama gerçek bu. Samimiyetle O(c.c.)’nu bulmak istersek, ben Allah’ın bize ‘doğru yol’u gosterecegine inanıyorum. Buna siz de inanın!

Shakespeare, Tolstoy, Dostoyevsky, Dickens, Orwell’i okumak/anlamak için harcadıgımız zamanın onda birini Allah’ı (şimdilik varlıgına inanın ya da inanmayın) tanımaya/anlamaya harcasak da ondan sonra kararımızı versek.

Bir köpek dahi sahibini tanıyorsa, insan kendisini yaratandan geleni hayli hayli tanır. Kendi tecrübemden konuşuyorum. Kuran’a bakın; ve size (herkesinki farklı) tesir edecek öyle ayetler karşınıza çıkacak ki “işte bu kitap beni Yaratan’dan gelmiş!” dedirtecek!


Ek: İşe nasıl bir mucize ve ne kadar önemli birisi oldugunu tefekkür ederek başlayabilirsin. Ben de (beni etkileyen) bir örnekle yardımcı olmaya çalışayım: Mesela senin gibi bir insan dünya tarihinde olmadı; olmayacak! Eşsiz bir insansın! Allah seni (evet sadece seni!) yaratmak için annenle babanı tanıştırdı ve kalplerini birbirlerine ısıttı. Annenin 300 küsür yumurtasının arasında, babanın da milyarlarca spermi arasında seni yaratacak kombinasyonu seçti. Aynı şey, anne-baban ve dede-ninelerin için de gecerli… Onların anne-babası için de… Onlardan önceki nesiller içinde… Bu halkada bir tane eksik veya degişim olsaydı, sen olmayacaktın!

Ek 2: Arzu ederseniz ‘Evrim teorisi‘ (ingilizce) ve ‘hayat gayem‘le ilgili yazdıgım eski yazılarıma da göz gezdirebilirsiniz…

rumi_mevlana

People who’ve asked me “what is the meaning of life?” had one thing in common: Outright denial of all religions and (any idea of a) God

This is what I can’t understand; I really can’t!

Most of the time, any answer I gave would be thrown back at me with distaste. Sorry but – as a friend whose willing to help you – I’ll tell you what I believe and try backing them up with as much evidence (which convinces me) as possible, but it is up to you to be convinced or not. I don’t have the power to tune anybody’s heart or mind…

For me: Without religion, there’s no* meaning to life! Otherwise life just becomes: “You live because you were born; you had no choice!”

“Life was just an accident and your sperm happens to be the (un)lucky one out of the zillions that your father produced – also the same applies to your father; and his father… You just have to put up with it.”

Having no sense of meaning in life is why many people who have no belief in God and the afterlife commit suicide or waste their life (e.g. drugs, night life, gambling, games); and the one’s who don’t, live in constant fear of death – especially when they get older…

There can only be one “true” religion in the world – others will have no, some or a lot of truth in it but can’t be the “true religion”; and everybody has to make it their primary aim to find it! We spend hours reading Orwell, Shakespeare, Tolstoy, Dostoevsky’s works (rightly so! they can teach us a lot) but rarely do we look at the books which have (trying to word it as an objective person) “supposedly” been sent to us by God himself. Why aren’t we curious about them? How many of them have we read?

The true religion has to answer all reasonable philosophical questions which come to mind, whilst not contradicting scientific and historical facts… Also this doesn’t mean that we must “like” the answers that are given. Truth almost always hurts.

I believe I’ve found it and it has stood the test of time, however what convinces me may not convince you/others. Therefore everyone’s on their own conquest to find the truth and the true religion – the thing that will give our lives a meaning.

Please see my post God of Science for a few arguments on the existence of God (and the wrong belief that current scientific knowledge in genetics is incompatible with God). Happy to discuss any points…

*Read Albert Camus and other ‘existentialist’ philosophers (e.g. Sartre, Nietzsche) if you don’t believe me – they were atheists and believed that life had no meaning, so try(!) enjoying it while lasts…

Rumi-Quote-Ways-to-Jannah
There are as many ways to Paradise as there are human souls – Rumi

PS: There is a school of thought which believes that we’re made up of life, soul and body. Thus as long as we’re alive, the soul is tied to the body (via life). This can explain why we become unconscious (and ‘blackout’) when we faint. However when we die, we will not be unconscious as the ‘tie’ that is life (as we understand it) does not exist anymore. Thus the soul is free to travel (and get rid of the shackles/limitations of the body) and meet the Creator. Please read around the idea if interested. Happy to discuss…

PPS: I respect everyone’s beliefs – and lack of it. It is their own life choice at the end of the day! However it would selfish of me not to share/propagate something that I believe is to be true (i.e. belief in the existence of an omniscient and omnipotent God).

Read Full Post »

Hagia Sophia in Istanbul

Hagia Sophia in Istanbul

BBC’s Turkish language page is great! I’d recommend it for anyone!

Also see:

Learn Turkish Now

Handbook of Students of Turkish by National Middle East Language Resource Centre (NMELRC)

Hugo’s Simplified System (a little advanced)

Teach Yourself Turkish (advanced)

Read Full Post »

images

Ingiltere’de (ingiliz) arkadaşlarım bana ‘Secret Santa’ (Gizli Noel Baba) adındaki faaliyetlerine katılmamı istediler. Yapılan şey ise bir kagıda adını yazıyorsun ve diger katılan kişilerinde isminin bulundugu bir kutuya atıyorsun. Sonra cekilişte kimin ismi sana cıkarsa, ona gizlice hediye alıyorsun ve o kişi hediyenin kimin tarafından alındıgını bilmiyor (soylemek yasak!). Hediyeler arasında bir ayrım olmasın diye de en baştan kac liralık limit oldugu belirleniyor (mesela 10 sterlin).

Fikir cok guzel ama ruhu yok; insanlara ogretebilecegi cok şey var ama etkisiz. Neden bu isin ‘bizce’ versiyonunu yapmayalım diye duşundum; ve boyle birşeyi kendi aramızda neden mesela ‘Gizli Zeyneller’ olarak yapmayalım? Bu sayede tanışmamıza, birbirimizle hediyeleşmeyi teşvik etmemize ve yaptıgımız iyilikleri gizli tutmamız gerektigini daha iyi anlamamıza vesile olur. Eminim daha cok Zeynel Abidin (r.a.) gibi insanların yetişmesine de vesile olur…

 

Zeynel-Abidin (r.a.)’la ilgili…

Zeynelabidin (r.a.), Hz. Hüseyin’in (ra) oğlu ve Hz. Ali’nin (ra) torunudur. Fakir ve kimsesizlere yardım konusunda büyük bir gayret gösterirdi. Çok sayıda fakire yardım ettiği halde, ihlas düsturu gereği bunu hiç kimseye fark ettirmezdi. Gece karanlığında sırtında un taşıyarak bunu muhtaçlara yetiştirirdi. Sürekli bu işi yaptığı halde hiç kimse bilemedi. Ancak, vefatından sonra cenazesi yıkanıp sırtındaki nasırlaşmış yerle karşılaşılınca durum öğrenilebildi.

Read Full Post »

Bu yardımlar, kendilerini Allah yoluna vakfeden yoksullar içindir. Bunlar yeryüzünde dolaşıp geçimlerini sağlama imkânı bulamazlar. Halktan istemekten geri durmaları sebebiyle, onların gerçek hallerini bilmeyen kimse, onları zengin sanır. Ey Resulüm, sen onları simâlarından tanırsın! Onlar yüzsüzlük ederek halktan bir şey istemezler. Şunu bilin ki, hayır adına her ne verirseniz mutlaka Allah onu bilir. (Bakara, 273)

(i) Cok hosuma giden bir ayet. Cunku Allah’tan baskasından birseyler istemek hep zor gelmistir bana. Bu yuzden gencligimde ailemden uzak gurbetde kaldıgım zamanlarda dahi, kimseden maddi (sorunlar olmasına ragmen) yardım istemedim. Allah(c.c.)’a guvendim ve O’da bin sukurler olsun hic kimseye muhtac etmedi beni (ve kardesimi)… Fakat zor o gunlerimde benim halimi soran/arastıran, ve yardım teklif eden insanlar oldu. Onları hic unutmadım; unutturmasın Allah!

Bu ayetden kendime de (ins.!) bir ders cıkardım: Dostlarımla, zor durumlarında gelip benden yardım isteyebilecekleri sekilde samimi olmaya calıstım. Bu sayede ne onlar yardım isteme konusunda kendilerini kotu hissediyorlar, ne de ben yapmam gereken bir isten kacmıs oluyorum. Insanız, dusmez kalmaz bir Allah’tır! Kimin ne zaman (maddi yada manevi yonden) kayacagı belli olmaz. O gunlerde dostlarımıza sahip cıkmalıyız. Onlar anlatmazsa, biz bulmalıyız.

(ii) Roller Coaster’a ilk bindigimde hic korkmamıstım ama hemen ardından ikinci kez bindigimde korktugumu hissettim; ki tam tersi olmalıydı normalde…

Bunun nedenini dusundugumde ilk bindigimde Allah’ın beni koruyacagına ve onun izniyle birsey olmayacagına tam guvendigimden Roller Coaster’da eglenebildim. Fakat hemen sonrasında tekrar bindigimde Allah’a (kalben) guvenden daha cok kendime, cesaretime ve tecrubeme guvendim; tabi Allah’da bunun icin kalbime korku verdi…

Allah’a ne zaman tam olarak guvensem, kalbime sekine verdi ve ben o isten/durumdan alnımın akıyla ve heyecanlanmadan cıktım (gerek is mulakatı olsun, akademik sunum olsun yada daha deminki ornekteki gibi adrenalini yuksek aktiviteler olsun)…

Allah(c.c.) bize kendine tam inanan ve guvenenlerden eylesin!

(iii) Ben yıllardır sabahları kahvaltı yapmayan bir insanım. Bir cay icerim, kahvaltımı ise ogle gibi yaparım. Fakat Ramazanın daha ilk gunu – sahurda yemek yemis olmama ragmen – sabah okula giderken acıktıgımı hissettim. Kendi kendime “daha iftara 11-12 saat var. nasıl dayanacagım?” diye soylenirken, aklıma “sen zaten kahvaltı yapmazdın! ne acıkması?” dedim. Bunun (Seytanın ve/yada nefsin ufledigi) bir vesvese oldugunu anladım, ve hemen o saniyede aclıgım gitti. Butun gun boyuncada hic acıkmadım, uzun ve yorucu bir gun olmasına ragmen.

Insanin ruh haleti her gun, hatta her saniye bile aynı olmayabiliyor; ve Ondan(c.c.) farkında olmadan uzaklasabiliyoruz. Bize devamlı Allah’ı hatırlatacak arkadas ve objelere ihtiyacımız var!

PS: Sunnetullah’ın daha fazla arastırılması ve halka ogretilmesini cok onemsiyorum – bizim hayata olan dar bakısımızı genisletecektir

Read Full Post »

Turkish_Football_Federation_logo

Bizi futbol dunyasına tanıtan her zaman milli takımımız olmuştur, bundan sonrada oyle olacaktir; cunku takımlarımız hic bir zaman bir Barcelona, Real Madrid yada Milan olamayacaklar (mesela cok zengin bir Arap almazsa – cunku alt yapıdan oyuncu yetistiremiyoruz, biraz potansiyeli olanlarda kendilerini bitiriyorlar!). Insallah yanılırım.

Onumuzdeki 4 sene ulkemiz futboluna iki buyuk firsatla geliyor: 2014 Dunya Kupası ve 2016 Avrupa Kupası.

Dunya kupaları her zaman buyuk bir organizasyondur ama ozellikle şike olaylarından sonra ve son 4 turnuvanın ucune katılamamızdan dolayı cizilen karizmamızı tekrar duzeltme acısından daha buyuk bir onem tasıyor bu turnuva. Avrupa sampiyonası ise bundan sonra 24 takımla oynanacak, bu yuzden de gruplarında ilk ikiye giren her takım kesin olarak buyuk organizasyona katılacak. Hatta ucunculerin yarısı dahi katılacak. Milli takımımızda her zaman 2. oldugu icin bize potansiyel olarak buyuk bir iyilik yapmıs oldu Platini. Dunya sıralamasında Japonyalarin, Afrika ulkelerinin arkasına dusmemizin en buyuk sebebiydi bu turnuvalara katılamamız.

Hollandanın Avrupa kupasında oynadıgı futbolu gordukten sonra biraz endiseliyim cunku tekrar bilenecekler ama bizimde simdiki milli futbolcularimızı dusununce cok umutluyum. Bence 2002’deki altın jenerasyondan sonraki en iyi takim var su anda Abdullah Avcı’nın elinde. Ilk macimizin Hollanda ile olmasıda bence bir taraftan buyuk bir fırsat.

Belkide tarihimizde hic olmadıgı kadar cok Avrupa tecrubesi olan futbolcu var milli takımımızda:

Kaleci: Volkan Demirel (Sinan Bolat, Tolga Zengin) – 96’dan bu yana milli takim kaleci sıkıntısı pek cekmedi (Rustunun vesilesiyle) ve bu boyle devam edecek gibi gozukuyor. Ilk kalecimiz su anda Volkan ama arkasında en az onun kadar iyi olan Sinan ve Tolga, hatta Onur var; ve hepside bir kaleci icin genc yasta sayılırlar. Volkan bazen cok formsuz olabiliyor ve ben Milli takim TDsi olsam Sinan yada Tolga’yı kaleye koymakta bir dakika tereddut etmem.

Defansta: Sagda Gokhan Gonul, Ortada Omer Toprak ve Egemen Korkmaz, Solda ise Caner Erkin (yada Hakan Balta, Hasan Ali Kaldırım) dortlusu beni cok umutlandırıyor. Cunku bizim tarih boyunca hep yumusak karnımız oldu defansımız (Alpay Ozalan ve Bulent Korkmaz ikilisini katmazsak); ama bu dortlu beraber oynamaya alısırlarsa sadece defansif yonden degil, ileri gitme yonundede cok yararlı olabilirler. Ayrica Serdar Aziz’inde zamanla Egemenin yerini alacagını dusunuyorum. Ismail Koybası ise kendisini bekledigimiz kadar gelistiremedi ama her zaman iyi bir alternatif olabilir solda.

Orta Saha: Sagda Hamit Altıntop, Solda Arda Turan, Ortada ise Emre Belozoglu, Nuri Sahin ve Selcuk Inan beslisi dunyada bile az bulunur bir orta sahaya sahip oldugumuz anlamına geliyor (bana gore). Tek sorun bu beslinin bir arada pek oynamamıs olması; ozellikle Nuri’nin bir an evvel milli takımda kendisini uvey evlat gibi hissetmesini asmamız lazım. Cunku Nuri’de muthis bir potansiyel var ve eminim bir kac sene icinde Real Madrid’inde vazgecilmezleri arasina girecektir (ins. sakatlık vs. olmazsa). Allah gostermesin sakatlık durumunda her zaman Mehmet Topuz, Mehmet Topal, Mehmet Ekici, Gokhan Tore, Tunay Torun, Sercan Sararer ve daha nice oyuncu gereken bolgelere yerlestirilebilir. Bir umutlandırıcı gelisme ise Muhammet Demirci’nin yavas yavas Besiktas’ta sans bulmaya baslaması.

Forvet: Burak Yılmaz’dan baska kimse su anda bu bolgede oynayacak forma sahip degil su anda (nerede Hakan Sukur simdi!). Umut Bulut, Mustafa Pektemek yada Mevlut Erdinc belki dusunulebilir ama bir sezonda attıkları gol sayısı 10’u gecmiyor. Burak’ın ise oyunu okuma ve sırtı donuk topla oynama konusundaki beceriksizligi bizlere sac bas yoldurabilir. Ilerisi icin en kısır bolgemiz denebilir, bunun icinde mutlaka bu konuya el atılmalı. Gerekirse kuluplerimizde ‘bir forvet nasıl olmali?’ konusunda genc adaylara seminerler verilmeli. Kısa vadede ise gol yollarında orta sahamızın kendilerine daha cok guvenip ileri cıkması ve surpriz kosu ve sutlarla gol araması gerekir. Ayrıca korner ve frikik konusunda (hem defansif hem ofansif) birseyler gelistirmemiz lazım cunku elin oglu bedava gol buluyor boyle durumlardan.

Eger bu kadroyla onumuzdeki 4 senede birseyler yapamazsak bir daha sittin sene basarı gelmez. Bu donemde kulup takımlarımızın basarısıda uzerine bonus olur insallah (GS ve FB’den bir seyler bekliyorum). Boyle basarılar gurbetcilerimizin ‘Turkiyeliyim’ derken gurur duymasına vesile oluyor ve sonuc olarakta daha cok Nuri Sahin, Yildiray Basturk gibilerinin Milli Takimımızı secmesini saglıyor (Mesut Ozil’i kotu kacırdık! Allah yolunu acık etsin, oda bizim gururumuz. Tabi gonul Turkiye forması giymesini isterdi).

Basarı icin Turk futbolcuların kendilerini her zaman fiziksel olarak hazır tutmaları ve kendi bolgelerinde dunyanın en iyi futbolcularının maclarını izlemeleri gerekiyor. Su anda da Real Madrid ve Barcelonalı futbolcular buyuk bir sans bizim topcularımız icin; gerekirse gidip canlı canlı izlemek lazım (topsuzken ne yapıyorlar cok onemli).

Son olarak haddim olmayarak bir sosyal mesaj(!) vereyim : Bence futbolseverler olarak birilerine kufur etmek yerine, ’ulke futbolunu nasil gelistirebiliriz?’ konusunda kafa yormamız daha makul olur diye dusunuyorum. Hepimiz kardesiz! Ulkemizin basarısı hepimizin basarısıdır!

Dikkat: Atila Turan’ıda yetistirip Mesut Ozil gibi kacırmamamız gerekiyor! Altdan yetisen diger oyuncularida mutlaka takip etmemiz lazım; ozellikle Almanya, Fransa ve Ingilterede ikamet edenleri…

Read Full Post »

This article was written for the lay audience in Hiyerarşi (Hierarchy) magazine in Turkey (July 2012).

Türkçesi: Yeni Teknolojik Gelişmelerin Işığında Akraba Evlilikleri (Hiyerarşi dergisi, Temmuz 2012)

Page 1

First page (page 25)

Page 2

2nd page (page 26)

Page 3

3rd page (page 27)

Page 4

Last page (page 28)

If you have any questions, please feel free to contact me…

 

Key references:

1- A. Mesut Erzurumluoglu, 2015. Population and family based studies of consanguinity: Genetic and Computational approaches. PhD thesis. University of Bristol.

2- Erzurumluoglu et al, 2016. Importance of Genetic Studies in Consanguineous Populations for the Characterization of Novel Human Gene Functions. Annals of Human Genetics.

Read Full Post »

Milli Takım – 2002 Dunya kupası

Futbolumuzun 90’lı yıllarda yetistirdigi Hakan Sukur, Hakan Unsal, Bulent Korkmaz, Alpay, Tugay, Hasan Sas, Okan ve Emrenin basını cektigi jenerasyon, 2000-2002 yılları arasında futboldaki en buyuk basarılarımıza imza attılar. O tarihlerde Galatasaray kulup bazında dunyanın en iyi 10 takımı arasında gosterilirken, milli takımımızda dunyada 5.ci sıraya kadar yukselmisti. Ama bu altın jenerasyon bize hizmet ederken, bu basarıdan nemalanmaya calısan cok insan cıktı ama bu nesilden sonrasını kimse dusunmedi yada islerine gelmedi (nasılsa bedavaya para kazanmak ve unlenmek varken kim calismayı tercih ederdi degilmi?)… Su futbolcuyu ben kesfettim, bu basarılar benim sayemde oldu diyenleri hepimiz dun gibi hatırlıyoruz!

Futboldan genel olarak cok anlamadıgımız gibi (tam tersini dusunmemize ragmen!), futbolcu yetistir(e)medigimizde bir gercek! Allah’tan yetenekli gurbetcilerimiz varda, hala onlardan nemalanıyoruz ve Almanyanın yetistirdigi genclerimizi kullanıyoruz… Peki aynı genlere sahip insanlar neden Turkiyeden yetisince potansiyellerine ulasamıyorlar? Bunun kisisel ve sosyal bir cok nedeni var ama baslıca nedenlere ins. kendi capımca bir goz atacagım…

Oncelikle “yetistirmedigimiz” kelimesini neden kullandıgımı acıklayayım: Bir futbolcuyu adam gibi yetistirmek en az 10 yıl alıyor ama biz millet olarak direk koseyi donmek istedigimiz icin, menajerler ve kulup kocları alt yapıda (yada sokakta) hazır gordukleri cocuklara hemen yapısıyor ve uzerinden nasıl para kazanabilirimin pesine dusuyorlar. Cocuk ve ailesi icinde hava hos nasıl olsa para geliyor; ama dusunmuyorlarki bu onun icin uzun vaadede alt yapısının yetersiz olmasınıda beraber getiriyor. Bunları ben uydurmuyorum, Turkiyeye gelen neredeyse butun kaliteli ve kariyerli hocalar Turk futbolcusunun genelde alt yapısının zayıf oldugunu soyluyor. Suc ise Turk cocuklarında degil, onları bu (paragoz!) hale getiren “buyuk”lerinde!

Problemler:

Simdi gelelim futbolcu yetistirememe nedenlerine:

Alt Yapı

Benim birinci sırada gordugum ve en buyuk problem alt yapı hocalarında. Acaba kac tanesi yeterli egitimle oralara geliyorlar? Kac tanesinin CVsinde bir yabancı dil, taktik, teknik, kondisyon, sakatlık, atak, defans, kaleci egitimi konusunda sertifikalari var? Futbolcularımızın bu akademik egitimleri almayan hocalardan hic bir sey ogrenememeleri cok normal gibime geliyor. Alt yapı hocalarından actık konuyu, burdan devam edelim. Altyapılarda dikkat ettigim bir baska anormallikte basarı paf takımının sampiyonluguyla kıyaslanıyor, oysa bu anlayıs temelde yanlıs. Bu hocalarımızın paf sampiyonlugunun degil, kac tane topcu yetistirdigi kisas alınmalı. Kac tanesi Avrupaya transfer oldu, kac tanesi alt yas milli takımlarına alındı, kac tanesi birinci takımda yerini aldi? Bu sorular bir alt yapi hocasının en buyuk imtihanı olmalı, paf sampiyonu olup-olmadımı degil…

Alt yapi hocaları genc bir futbolcuda oncelikle is ahlakı, futbola karsı sevgisi varmı ona bakmalılar, daha sonra da bu gruptan yetenekli olanlarının uzerine titremeliler (Ornekler: Carles Puyol, John Terry, Paulo Maldini – dunyanın en teknik oyuncuları degiller ama birer efsane oldular milli takım ve kuluplerinde yaptıklarıyla). Futbolu para icin oynayan cocuklar ne kadar yetenekli olursa olsun at cope gitsin (bu biraz radikal olabilir ama onlara harcanan zaman ve alın terini hakeden genclerimize harcasak cok daha buyuk futbolcular yetisir)…

Ayrıca cogu kulubumuzun alt yapıya yeterince para aktarmadıgıda bir gercek!

Alt yapıya bir baska acidan bakalim ve gelelim yurt ici ‘scouting’ sistemlerine: Buradaki baslica problem kesinlikle torpil yada yetenekli cocuklarin kesinlikle secen insanlara guvenlerinin olmaması. Maalesef hakedenlerin cogu saf dısı kalıyor ve genelde geriye yeteneksiz, ‘tuzu kuru’ yada gozu sırf parada olan gencler kalıyor. Unutmamalıyız ki dunyanın en iyi oyuncuları kendileri gidip futbol takımlarına basvurmuyorlar, onları futboldan anlayan insanlar kesfediyorlar (Ornekler: Messi, Maradona, Pele ve Ronaldo – sokakta kesfediliyorlar ve bu adamlar her zaman futbolu paranın onune koyuyorlar). Ozellikle ulkemizdede yetenekli cocuklar daha cok varoslarda yasıyorlar ve bu cocukların aileleri onlarla hic ilgilenemiyorlar, malum 7/24 calısmaktan garibanlarim! O yuzden cogu kaybolup gidiyor…

Torpil yapan hocaların ise, girdikleri kul hakkından dolayı mahserde cok kotu cezalandırılacaklarını hic bir zaman unutmamaları lazım!

Transferler

Yurt disindan transfer isinde ise: Takımlarimiz Avrupadan gerekirse en iyi scoutları getirip, bizim Turk scoutlara egitim verdirmeli… Ve derhal Turk scoutlarını, Afrika, Iskandinavya, Orta Dogu ve Dogu avrupaya serpistirmeli ve bu liglerdeki genc oyunculardan istisnasız hepsinden haberdar olunmalı… Ibrahimovic, Berbatov, Dzeko vs gibi futbolcular Ingiltere-Ispanyada yetismedi. Onlari neden bizimkiler bulamiyorda elin Almanı, Hollandalısı buluyor. Isin garibi Guney Amerika’dan hala topcu almaya calisiyoruz, bu bana gore kesinlikle yasaklanmalı… Cunku en iyilerini zaten Ispanya ve Portekiz alıyor. Bir altini Italya, Hollanda vs gibi ulkeler transfer ediyor. Geriye ise vasat ve vasat altı oyuncular kaliyor, onlarada verilen paralara yazik…

G.Amerikali oyuncu alinacaksa bile Avrupayi gelmis-gormusleri almalı (Alex de Souza gibi)…Bir baska problem kendi futbolcularimiz gereginden fazla pahalı! Avrupali bizimkilerden daha iyisini cok daha ucuza baska ulkelerden getirebiliyor… Bunun icin gerekirse bu konuya TFF el atmali ve futbolcularimizin degeri neyse onun en fazla biraz ustune satisina izin vermeli; cunku kisa vaadede bizim dunya arenasindaki yerimizi tekrar alabilmemiz icin avrupaya daha cok oyuncu gondermemiz lazim.

Taraftar Sayisi (Attendance)

Bir sonraki problem stadlara insan cekme: onuda saglamak icin Avrupadan ders almaliyiz. Bizim insanimiz Avrupalılar kadar zengin degil o yuzden fiyatlarin biraz dusuk olmasi normal gorulmeli. Ailecek gelenlere gerekirse cok buyuk indirimler yapilmali. Stadlarin icinde kufur, sigara kesinlikle yasak olmali ve denetlenmeli. Huzuru bozanlar kesinlikle bir daha stadlara alinmamali. Cocuklar bedava yada bedavaya yakin fiyatlara girmeli ki onlarda dogduklari yerin takımini tutsunlar. Anadolu takımlari bu konuda birseyler yapmali.

Son tavsiyeler (ve sonuc):

  • Sahalarımız camur tarlası cogu zaman, futbolun kalitesinin artması icin sahanında duzgun olması gerekir (sadece Super ligi kastetmiyorum)
  • Son olarak Turk futbolunun gelismesi icin her alanda profesyonel insanlarin yer almasi gerek, bunun icinde o yerlerde olan insanlarin CV’si cok onemli.
  • Ligimize madem heyecan katmak icin play-off sistemini getirdiler; ins. guzel olur bizim icin… O zaman baska yeniliklere de acik olmaliyiz… Mesela benim aklima gelen basketboldaki gibi “Time-out”lar; 2. yarida iki takimin T.direktorunede (sadece bir seferligine) 5’er dakikalik ‘Timeout’lar vererek maclarin daha heyecanli olmasini saglayabilirler. Ayrica bu uygulamanin sayesinde daha cok reklam alinabilir bu da olayin eknomik acisi…
  • 2.lig ve ustu her takımimizin stadi ve antreman fasiliteleri ve alt yapisi olmali. Her takımin mutlaka icinde Avrupada egitim gormus bir Turk hoca yer almali.
  • Turk futbolunu kucumseyen, bunun icinde hakettiginden fazla para isteyen futbolcular kesinlikle ligimize alinmamali…
  • Avrupaya Turk futbolcu satarken fiyatlarin makul olmasi gerekir.
  • Turk futbolunun fiyakasini artirmak icin kesinlikle bazi maclarin, en azindan hazirlik maclarinin yada super kupa maclarinin Musluman yada Afrika ulkelerinde yapilmasi gerekir, cunku nasil olsa Uzak dogu ve (guney ve kuzey) Amerika piyasasini ingiliz ve ispanyol takımlarina kaybettik. El cezire kanalinin uzerine daha dusmek gerekiyor ayrica… Bizim futbolumuza ozellikle musluman ulkelerinde buyuk bir sempati var (ayrica parada onlarda!)
  • Medyamiza da buyuk is dusuyor ama onlara ne yazsan nafile; populizm ve reyting acgozlulugu almis basini gidiyor
  • Unlu bir yabanci teknik direktor geldiginde en az 2 sene zaman verilmeli. Adam daha tanımadan, sutluyoruz. Olan yine Turk milletinin parasına oluyor.

Bu arada sizlerinde goruslerini kesinlikle okumak istiyorum; burada paylasalimki belki TFF’den yada kuluplerimizden bir iki kisi bu yazilari okurda kendilerine ders alirlar… Cunku futbol ne kadarda sadece bir oyun olsada, artik cok buyuk bir reklam araci ve turizm kaynagi oldu… Dunya kupalarinda basarili olan ulkelerde turist patlamalarida buna bir ornek…

Son olarak bu makalede yazdiklarim geneldir ve futbolumuza samimiyetle hizmet etmis hic kimseyle ilgili degildir! Surcu lisan ettiysek affola…

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »