Feeds:
Posts
Comments

Posts Tagged ‘dunya’

‘Ondan da b*k – Bilim’ serisinde farklı bilim soslu safsatalar hakkında yorumlarımı sunuyorum. ‘Az iş çok laf’ serisinde ise Fikri’yle beraber genelde, başarılı, bilgili ve ‘cool’ insanlarla hafif konularda muhabbet ediyoruz. Twitter’da #AzIsCokLaf ya da #Ondandabok hashtaglerini kullanarak öneride bulunabilirsiniz. (Not: Yavaş konuştuğumu düşündüğünüz bölümlerde Spotify ya da Youtube’un 1.2x hızlandırma özelliğini kullanabilirsiniz)


Ondan da b*k – Bilim: Bölüm 4: Düz Dünyacılar (19/02/21)

Host: Mesut Erzurumluoğlu (Twitter|Blog)

Bu bölümde, “bilim insanları nasıl çalışır?” ve “bilim nasıl yapılır?” bilmedikleri için, aslında bilime ve bilim insanlarına toptan karşıt olan ‘düz dünyacılar’ın mantıksızlığından bahsedeceğim (Not: ironi içerir – her ne kadar da bu konuda fazla yetenekli olmasam da 😉 )


Kaynaklar:

1- James May Witnesses Curvature of Earth (YouTube)

2- Kharroubi Amira and Touir Jamel. The Geocentric Model of the Earth: Physics and Astronomy Arguments (PDF) – dünyanın (affedersiniz ama) en kıytırık dergilerinden birinde (The International Journal Of Science & Technoledge’de) yayınlanmış ve makale baştan sona teorik – yani sıfır delil. Maalesef – yüksek ihtimal (T. Jamel) Hoca öğrencisinin aklını çeldi ama – fanatik dincilerin kendilerini/gruplarını “dünyadaki tek akıllılar” sanmasının en bariz örneklerinden biri bu

3- Suudi Imam: “Dünya Dönmüyor” (YouTube) – Barış Özcan’ın “Dünya yuvarlak değildir!” videosunu da tavsiye ederim

4- Is the moon upside down? – Stargazing Live: Australia – BBC Two (YouTube)

5- Was the Moon Landing faked? | Big Questions with Neil deGrasse Tyson (YouTube)

6- Unmasking the Face on Mars (Link) – Insan zihninin rastlantısal durumları kabul etmeyerek yanılması ve alakasız veriler arasında bir bağ kurmaya çalışmasına ‘apofeni’ deniyor. Mars’tan gelen düşük çözünürlüklü fotoğrafta görülen ‘yüz’ de buna bir örnek… (Twitter)


Bizi Twitter‘dan takip edin!

Ondan da b*k – Bilim: Bölüm 5: Yakında! Podcastimizi Spotify, YouTube, iTunes ya da Google Podcasts‘ten takip edin!


İntro müzikleri: (i) Kemal Sunal’ın ‘Sakar Şakir’ filminden bir sahne ve (ii) Altın Gün grubunun ‘Goca Dünya’ şarkısından kısa bir kesit


Öneri, soru ya da reklam için: coklafazis.podcast@gmail.com

Podcast episode edited by: Mesut Erzurumluoğlu

Read Full Post »

“Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.” – Ustad Bediuzzaman Said Nursi (Favorilerimden biridir. Bu sayfaya şeref ve ciddiyet katsın diye ekledim)

Aşık olduğun an, onu tanıdıktan sonra hayatında birşeylerin sonsuza dek değiştiğini hissettiğin andır!

Evlilik, Allah(c.c.)’ı şahit tutarak “Ya Rabbi, ben bu insanı dünya-ahiret eşim olarak seçtim!” demektir!

Beni sırf yüz güzelliğim için seviyorsan, bil ki bu yüz çirkinleşecek! Beni boy-posum için seviyorsan, bil ki bu bel bir gün bükülecek! Beni mal-makam-param için seviyorsan, bil ki er yada geç seni boşayacağım! Beni, öncelikle Allah için sev!

Google olamadık belki ama, yine de seni bulduk be gülüm!

Seni mutlu edeceğime değil, dert ortağın olacağıma söz veriyorum!

Ilk görüşte “tamam buldum!” dediklerimizde degil, belki tanıdıkça daha çok sevdigimiz insanlar arasında aramamız lazım (potansiyel) eşimizi… Iki kritere de uyan nadirdir…

“Hayatının anlamı nedir?” diye sordular; ben de cevap veremedim. Sadece gözlerim sana doğru kaydı…

Read Full Post »

Önsöz

Bedevîler inkâr ve münafıklıkta şehirlilerden daha şiddetli; Allah’ın, Resulüne indirdiği hükümleri tanımamaya daha yatkındırlar. (Tevbe, 97)

Bu ayeti çok manidar buluyorum çunku bizim insanımızda da ‘bedevice’ hasletler oldugu için, eger devamlı nasihat edilmezse, çok çabuk dogru yoldan kayıp ‘kural tanımaz’ hale gelebiliyor, vahşileşebiliyor, ve bir müslümana (hiç mi hiç!) yakışmayacak işleri hemen fıtrat haline getirebiliyor (e.g. küfürlü agızlar, sigara/içki/kumar/zina, rüşvet yeme, yolsuzluk, torpil, yalan/iftira, gıybet/dedikodu). Allah nasihat eden hocalarımızı başımızdan eksik etmesin; ve onları duyacak kulaklar versin bizlere!

Materyalist müslümanlar

Uzak ve yakın tarihtede eminim bu tarz akımlara kapılan müslümanlar vardı. Fakat bugünkü kadar epidemik bir hastalık sekilde yaygın hale geldigini düşünmüyorum. Bu tabirden kastım kişinin müslüman olmasına (en azından oldugunu iddia etmesine) ragmen, hayatını ve secimlerini (kişiden kişiye degişkenlik göstersede) materyal kazanımlara göre ayarlamasıdır.

Maalesef, neredeyse hepimize birazcık materyalizm bulaşmış! Burada iddiamı destekleyecek gözlemlerimi genel olarak ve kısaca(!) özetleyecegim… Sozlerim öncelikle nefsimedir, bu yuzden burada yazdıklarımı (ve benzerlerini) yaparsam, lütfen uyarın! Kendi yaptıklarınızı ise vicdanınıza havale ediyorum…

Gözlemledigim kadarıyla, ‘Materyalist Islamcılık’ virüsü insanı öncelikle ameli yönden etkiliyor:

  • Yardima ihtiyacı olan birisi geldiginde, vicdanı ona siddetli bir şekilde cebindeki 3-5 kuruşu o kisiye uzatmasını soylesede, kafasını çevirip gider. Cünkü Seytan ona “seninde ihtiyacın var” vesvesesini vermiştir. Halbuki hayatında kumar, sigara, içki, spor izleme/oynama veya diger zevklere her zaman parası vardır…

Bencillik, menfaatperestlik ve cimrilik bu tarz insanların en önemli vasıflarıdır…

  • Dinen farz olan ‘Zekat’ı kesinlikle önemsemez bu tipler. Odemesini tembih edenlerden uzaklaşırlar.

Sunnet olan Kurban kestirmeyi ve/yada sadaka/burs vermeyi saymıyorum bile… Isar ve tefani ruhundan bahsetmek ise ‘enayiliktir’ bunlar için.

  • Hastalık-kaza-bela hakkında Allah’a degilde sigorta sirketlerine daha çok guvenirler. Başına bir kaza-bela gelir diye *sigorta yaptırır. Sigorta yaptırdıgı gun, gelecek adına kaygısı azalır. Oysa sadece Allah’a güvenmeli müslüman oldugunu iddia eden bir insan! Bu nazarda ‘gelecek kaygısı’ olmamalı!

*Kanuni olarak gerekli sigortalardan bahsetmiyorum. Insan yaşadıgı ülkenin kurallarına (dine alenen karşı gelmiyorsa) uymalı!

  • Gelecek kaygısının insanın kendisine bakan bir tarafı oldugu gibi, insanın sevdiklerini de kapsar çogu zaman. Bu virüse kapılanlar devamlı para biriktirir, ev-arsa alır, mal yıgar ki çocuk/torunları da dünya namına mutlu(!) olsunlar. Hatta daha sonraki nesilleri de düşünenler vardır! Oysa bir muslümanın çocuk-torunlarına bırakabilecegi en guzel miras kanaat, ilim ve ahlaktır! Mal bugün var, yarın ise yoktur! Ahiretde ise sadece infak ettiklerinin sana faydası olacaktır…
  • Bazı insanların aklından “genç öleyimde cesedim güzel olsun” gibi fikirlerde geçer. Bu konuda birşey yazabilecek durumum yok, çünkü o kadar ‘çukur’lara inemiyorum. Fakat hepimizin aklından geçebilecek olan “öldügümde insanlar arkamdan güzel konuşsunlar” istegi ilk başta masum gibi görünse de, biraz duşunursek, bir önceki söylemden çok farkının olmadıgını görebiliriz. Biz güzel-temiz-ahlaklı bir şekilde yaşarsak Allah bizden hoşnut olacaktır. Tek önemli olanda budur! Insanların arkamızdan guzel konuşması tabi bir göstergedir fakat Allah hosnut olduktan (ve alenen kul ve/yada kamu hakkı yemedikten) sonra ne dediklerinin bir önemi yoktur!
  • Bütün tedbirleri alsa da, evini bırakıp tatile gittiginde aklı hep “acaba eve hırsız girermi?” “eşyalarıma birşey olurmu?” gibi sorularla rahatsız olur. Oysa müslüman tedbirini aldıktan sonra başına gelen her işte Allah’a tevekkül eder… Gerisine pek kafa yormaz…
  • Emekli olacagı günü terhis gunu gibi beklerler ki aylak-aylak yaşasın, günlerini uyuşuk- uyuşuk yatarak geçirsinler… Emekliligi yeni neslin onunun açılması açısından önemli görsemde, müslümanların emeklilik icin yaşamasını kesinlikle anlamıyorum ve tasvip etmiyorum. Insan (seviyesine gore) ömrünün her dakikasında “Allah için ne yapabilirim?” diye kafa yorması gerekir! Emekliligi de bu açıdan bir fırsat olarak görebilir…

Aynı şekilde, ömurleri boyunca “Cumartesi gelsede boş-boş yatsak” diye Cuma gününü dört gözle beklerler…

  • Ozellikle Sabah namazını kaçırmayı önemsemezler, çünkü 10 saatlik uykularının bölünmemesi saglıkları açısından çok(!) önemlidir… Aynısı yemek yerken de geçerlidir. Gunde 5 ögün yemek yemeleri çok önemlidir, zira birazcık dahi aç kalsa bu saglıgını feci(!) sekilde olumsuz etkileyecektir. Ayrıca agzı hiç boş durmamalıdır yoksa hayatdan zevk(!) alamaz, nefisleri ise biraz körelir mâzallah! Canının çektigi bir pastanın dahi ne yapıp edip en büyük dilimini daima kendine alır, öbur türlü gözü doymaz! “Bunuda mı yazdın? Bu kadarda abartma!” demeyin! Işkembeleri çok önemlidir bu insanların! Zira o bölge akıllarını ve kalplerini yönetir…
  • Omür, yeteneklerini ve paralarını devamlı israf ederler! Bu müsrifligi hiç önemsemezler…
  • Daima ev-araba almanın ruyasını kurarlar. (Afedersiniz ama) WC’ye dahi gittiginde onları düşünür, hesaplar yapar.
  • Kızını isteyen damat adayının (yada tersi) ahlakı, ibadeti ve kötu huylarından once kazandıgı para ve makamını sorarlar…

Materyalist islamizm anlayışı amellerimizi etkiledikten sonra, imanımızı da etkilemeye başlar:

  • Bu tipler her olayı direk sebep-sonuçlara baglarlar. “şunu yaparsak böyle olur”, “Bu olmasaydı şu olmazdı” gibi lafları agızlarında çok duyarsınız… Allah’ı (haşa!) hep ‘denklem dışı’ bırakırlar. Hayatı matematik gibi sanarlar. Ornegin başarılı bir insan kendi yeteneginden dolayı başarılı olmuştur bunlar için. Bu söylemin Karun’un Hz. Musa(a.s)’ya dediginden bir farkı yoktur!

Oysa hersey Allah’ın elindedir. Başarıyı da, parayı da istedigine verir. Yetenek ve azimle birebir dogru orantı olacak diye bir kural yoktur.  Bize duşen dogru-dürüst çalışmaktır, zafer-başarı Allah’tandır! Ayrıca başarı da, başarısızlıkta bir sınavdır!

  • Salih rüya gorenleri dahi duyduklarında küçümserler. “Bunlar deli saçması” deyip aşagılarlar… Birazcık bilim bilenler (ve/yada rasyonalist/pozitivist geçinenler!) ise “psikolojik olarak beynin bir kurgusu” derler. Oysa ahir zamanda rüyaların çok önemli oldugunu Efendimiz (s.a.v) bizzat kendisi söylemiştir.
  • Nazar gibi – yine Efendimizin tasdikledigi – şeylere inanmazlar/önemsemezler… “Masallah” demez; güzelligin anne-babadan degil, Allah’tan geldigini unuturlar…
  • Kimse görmüyorsa – canları istediginde – her türlü haramı işlerler. Allah’ın görmesi çok önemli degildir, ki çogu zaman O(c.c.) akıllarına dahi gelmez! Başkalarının ise günahlarını açıga çıkarmak çok hoşlarına gider! Oysa Allah’ın sakladıgını, kul ortaya çıkarmamalıdır (kamuyu ilgilendiren yolsuzluk gibi bir durum degil ise)!
  • Cin ve meleklerin varlıgını sorgularlar. Oysa müslüman bir insan bu tarz varlıklara inanmak zorundadır, zira imanın kesin şartları arasında Kuran’a inanmakta vardır. Kuran-ı Kerim’de bu varlıkların varlıgı hakkında onlarca ayet vardır (hatta cinlerden ismini alan Cin suresi vardır). “Müslümanım” diyen adam neye inandıgını bilmeli (yani seviyesi yettigince ilmihal, hadis, adab, Kuran ilmi ogrenmeli) ve ona göre yaşamalıdır!
  • Hikmetini anlayamadıgı haramları işlemeyi ve/yada farzları ifa etmeyi önemsemezler… Oysa bu insanı dinden dahi çıkarır da farkında olmaz insan!
  • “Allah ne der?”den önce “millet ne der?”i düşünürler…
  • Ornegin, 10 defa sigara molası verirler, fakat (başkası için dahi) bir namaz molasına vakitleri yoktur(!)
  • Menfaatleriyle dogru orantılı grup/partileri, dinlerinden bile daha ateşli savunurlar (e.g. bugünkü AKP/RTE’yi ekranlarda gözü kara savunan avaneler gibi)! Menfaatleri bittigi gün başka gruba geçerler…
  • Kendisinden makam olarak daha üstde birisinin (e.g. Amiri, Başkanı, Komutanı, Cumhurbaşkanı) elini sıkmanın, el-etek-ayagını öpmenin, aynı masada oturmanın hayalini kurar. Eger hayaline ulaşırsa gece gündüz o anı düşünür. Fakat kendisini yaratan Allah(c.c.)’la randevusu olan namazı önemsemez (veya kılmaz)!
  • Haset ve/ya menfaat’den dolayı kişilere karşı aşırı ve devamlı nefret veya sevmek karakterlerinde vardır. Ornegin sevdigi patronunun adeta kul/kölesi olur. (Haşa!) Tanrı gibi, ne eleştirir, ne eleştirtir, somut olarak bir hatasını dahi görse/gösterseler “olsun bir bildigi vardır” der ve gözü kara savunur!
  • Alimlerin ne dediklerini pek takmazlar. Dini kendi anlayışlarına göre yaşar, Kuran’ı kendi anlayışlarına gore yorumlarlar… Ilimlerini yeterli görürler…

Beyefendiler 1400 yıllık Islam mirasını (e.g. tefsir, hak mezhepler, kelam ilmi) red edip, **modernlik(!) adına kendi bir gramlık ilimleriyle, dinde (en azından kendi hayatlarında) reforma kalkışırlar. “Bu devirde de bu olurmu?” gibi laflar agızlarında sakız gibidir…

**Bunların modernlik adına yaptıgını, Selefi/Vahabiler’de ‘dinin aslına(!) dönme’ adına yaptıklarını iddia ediyorlar. Adama demezlermi “senin ilmin nedir de Imam-ı Azam’ı, Imam Ahmet bin Hanbel’ı, Mevlana’yı, Ustad Bediuzzaman’ı, Imam Rabbani’yi red edip, kendi kendine dini yorumluyorsun?”. Terör gruplarının ilham kaynagı da hep bu Selefi/Vahabi (ve benzeri ultra-ortodoks) akımlardır. Bu yuzden Ehli-sünnet tarikatlardaki ‘icazet’ mefhumunu çok önemsiyorum. Bu sayede ortaya çıkan yeni yetmelere “senin hocan kimdi?” diye sorabiliyor, cevaba gorede bu kişinin dogru bir dini ilim tahsis edip etmedigini ögrenebiliyorsun. Cünkü bu Selefi/Vahabi’lerin yaptıgı bir kişinin tıp kitabı okuyup kendi kendine ameliyat/tedavi yapmak istemesine benziyor. Oysa adama sorarlar “hangi okuldan mezun oldun? Kimin yanında yetiştin?” diye. Kimse bu adamlara çocugunu teslim etmez, etmemeli de!

  • Verdikleri sözlerin hiçbir (ahlaki) degeri yoktur. Size bir söz verirler, sonra başkası (kendilerine göre) sizden daha iyi bir teklif yaparsa yada canları istemezse hemen sözlerinden cayarlar.

Basit bir örnek olarak: Bir tamirciyle saat 5’e anlaşırsın. Fakat saat 5 olur kimse kapınızı çalmaz. Iyi niyetle 5:30’u beklersiniz yine çıt çıkmaz. Bari adamı arayıp bir sorayım dersiniz “başına birşey mi geldi?” diye, bakarsınız ki “Abi ben gelmeyecegim. Başka bir iş aldım, su an ordayım. Siz başka birini bulun” der. Fakat aynı adamı sonradan başka bir mecliste konuşurken duyarsın ve “abiler beni bilirsiniz, hayatımda çocuklarıma haram lokma yedirmedim” diye caka satıyordur. Bu tarz tonlarca örnek verebilirim… Liyakati olmadıgı halde, birilerinin el-etek-ayagını öperek kazanılan makamlar; müşteriyi kazıklayarak kazanılan kazançlar; kamu malını, babasının malı gibi kullanan siyasetçiler/belediye çalışanları; işçisinin hakkına girip, zengin olan tüccarlar; işini dürüst yapmayan işçiler… Acaba onlarda “ben Allah’tan başka kimsenin önünde egilmedim!”, “çok şükür hiç haram lokma yemedim!”, “ne yaptıysam, Allah için yaptım!” diyor mudur? Eminim diyorlardır… Insan işini dürüst yapmalı, bilerek kimsenin hakkına girmemeli ve sözünün eri olmalı! Cünkü verdigin sözde durmamak bir münafıklık alametidir. Münafıklar ise kafirden (yani bile bile Allah’ı ve Efendimiz(s.a.v)’i reddedenlerden) bile daha aşagıdır!

  • Adamlarda ilim sahibi olmanın, gezmiş-görmüş olmanın, tecrübe sahibi olmanın, bilgi sahibi olmanın hiçbir degeri yoktur. Karşısındaki insanın sadece kazandıgı para, ün ve makamının bir degeri vardır… Bunlara göre deger biçerler karşısındakilere… Gıpta ettikleri insanlarda alimler yada bilim adamları degil, ünlüler ve zenginlerdir.

Bir bilim/ilim adamına dahi “ne kadar para kazanıyorsun?” derler ve ona göre deger biçerler gözlerinde! Bu tiplere (müslüman olmasına ragmen) Kuran-ı Kerim’i dahi okutamazsın çünkü karşılıgında cebine birşey girmiyordur! Eğer Kuran okumak sevab hanesi yerine, banka hesabını (direk) arttırsaydı, bütün gün Kuran okurlar, dini ilim öğrenirlerdi!

Oysa paranın kazanamayacagı şeyler vardır: ahlak, adamlık, iman, cesaret, tecrübe, ilim gibi… Bir insanın cebinde az parası olabilir fakat milyar dolarlarla alınamayacak bir ilmi, irfanı ve/yada imanı olabilir!

  • Bu insanlar ibadetlerini dahi kendilerine makam-mansıp yolunda yardımcı olacaksa yaparlar… Yoksa terk etmekte hiçbir mahzur görmezler…

Menfaatlerine dogru orantılı görürlerse, cemaat-tarikat-dini STK’lara dahi katılırlar. Namazı kaçırırlar fakat hiçbir dini programı kaçırmazlar! Hemde en ön sıradadırlar çogu zaman… Menfaatleri geregince ‘Rabia’cı, ‘ümmet’çi olurlar; en yüksek seste “Kahrolsun Israil-Amerika-Avrupa!” diye b(öğü)ağırmaya özen gösterirler!

Fakat ne zaman menfaatleri ters düşer (mesela kişisel menfaatinden daha fazla zekat-sadaka-himmet isterler) hemen ayrılırlar, hatta bu grupları/hocaları Seytan’laştırmakta bir mahzur görmezler. Cünkü amaçları hiçbir zaman Allah dostlarının yanında bulunmak ve nasihat almak olmadı.

  • “Dün dündür, bugün bugündür”cüdürler… Dün soylediklerini bugün yalanlamak onların yüzünü kızartmaz.

Yalan söylemeyi çok önemsemezler… Oysa Ustad Said Nursi “Yalan bir lâfz-ı kafirdir!” der.

“Bal tutan, parmagını yalar”cıdırlar… Bu yüzden yolsuzlugu, kamu malından hırsızlıgı, rüşvet yemeyi çok anormal birşey olarak karşılamazlar.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cıdır! Kendi menfaatine dokunulmadıgı sürece, etrafında olup bitenler umrunda degildir!

“Once dünyamızı kazanalım, ahireti zaten ne yapar eder kazanırız”cıdırlar! Bu yüzden yukarıda da birçok kez saydıgım yada ima ettigim gibi yalan söylemeyi, rüşvet yemeyi, torpille adam kayırmayı, menfaatleri dogrultusunda diger büyük-küçük günahları işlemeyi, ve bunlardan dolayı Allah tarafından hesaba çekileceklerini fazla önemsemezler! Bir sevap işleseler, onu gözlerinde büyütürler; ve daha fazla günah işlemeye ruhsat bilirler…

Yukarıda birçok şey sıraladım. Belki dahada uzatabilirdim… Fakat yazımdan bir ders alacaksanız oda şu olsun: Hayallerinin birinci sırasında ‘Allah rızası’nın dısında başka şeyler varsa, sende bu hastalıga tutulmuşsun! Bir an evvel (samimi bir şekilde) tövbe etmeli ve Allah’a kalbini dogru yolda mutmain etmesi dogrultusunda dua etmeli insan…

PS: Bu yazıma “Allahsız/Peygambersiz/Kitapsız/içi boş müslümanlık” gibi isimlerin de uygun oldugunu düşündüm fakat hem bazılarının orijinal olmadıgını gördüm, hem de (kendi karakterim ve yazımın seviyesine göre) fazla sansasyonel buldum. Rahmetli Ömer Lütfi Mete’nin ‘Allah’sız Müslümanlık’ kitabını da okumanızı tavsiye ederim.

PPS: Müslüman geçinen birisi ahiretini berbat ederek (hiçe sayarak!), dünyada mutlu olamaz! Olacagını sanıyorsa yanılıyor! “Müslüman tereyagı gibidir; bozuldu mu yenmez, hatta zehir gibi olur” der Ustad… Katılmamak elde degil! Dünya namına mal-mülk-makam edinecegim diye gavur gibi (e.g. kamu/kul hakkı yiyerek, torpil için el-etek-ayak öperek) yaşayamaz! Allah belli bir süreden sonra verdigi mal-mülk-makamın hepsini geri alır ondan, kişi yüklendigi günahları ve ahiretini berbat ettigiyle kalır! Gayri-müslimler en azından dunyasını yaşıyor, Allah izin veriyor buna… Fakat gavurca yaşayan müslümana Allah (belli bir mühletden sonra) ne dunyada ne de ahiretde mutluluk nasip eder! Müslüman aleminin (her anlamda) perişan haline bir de bu perspektiften bakmalı…

Read Full Post »

Turkish_Football_Federation_logo

Bizi futbol dunyasına tanıtan her zaman milli takımımız olmuştur, bundan sonrada oyle olacaktir; cunku takımlarımız hic bir zaman bir Barcelona, Real Madrid yada Milan olamayacaklar (mesela cok zengin bir Arap almazsa – cunku alt yapıdan oyuncu yetistiremiyoruz, biraz potansiyeli olanlarda kendilerini bitiriyorlar!). Insallah yanılırım.

Onumuzdeki 4 sene ulkemiz futboluna iki buyuk firsatla geliyor: 2014 Dunya Kupası ve 2016 Avrupa Kupası.

Dunya kupaları her zaman buyuk bir organizasyondur ama ozellikle şike olaylarından sonra ve son 4 turnuvanın ucune katılamamızdan dolayı cizilen karizmamızı tekrar duzeltme acısından daha buyuk bir onem tasıyor bu turnuva. Avrupa sampiyonası ise bundan sonra 24 takımla oynanacak, bu yuzden de gruplarında ilk ikiye giren her takım kesin olarak buyuk organizasyona katılacak. Hatta ucunculerin yarısı dahi katılacak. Milli takımımızda her zaman 2. oldugu icin bize potansiyel olarak buyuk bir iyilik yapmıs oldu Platini. Dunya sıralamasında Japonyalarin, Afrika ulkelerinin arkasına dusmemizin en buyuk sebebiydi bu turnuvalara katılamamız.

Hollandanın Avrupa kupasında oynadıgı futbolu gordukten sonra biraz endiseliyim cunku tekrar bilenecekler ama bizimde simdiki milli futbolcularimızı dusununce cok umutluyum. Bence 2002’deki altın jenerasyondan sonraki en iyi takim var su anda Abdullah Avcı’nın elinde. Ilk macimizin Hollanda ile olmasıda bence bir taraftan buyuk bir fırsat.

Belkide tarihimizde hic olmadıgı kadar cok Avrupa tecrubesi olan futbolcu var milli takımımızda:

Kaleci: Volkan Demirel (Sinan Bolat, Tolga Zengin) – 96’dan bu yana milli takim kaleci sıkıntısı pek cekmedi (Rustunun vesilesiyle) ve bu boyle devam edecek gibi gozukuyor. Ilk kalecimiz su anda Volkan ama arkasında en az onun kadar iyi olan Sinan ve Tolga, hatta Onur var; ve hepside bir kaleci icin genc yasta sayılırlar. Volkan bazen cok formsuz olabiliyor ve ben Milli takim TDsi olsam Sinan yada Tolga’yı kaleye koymakta bir dakika tereddut etmem.

Defansta: Sagda Gokhan Gonul, Ortada Omer Toprak ve Egemen Korkmaz, Solda ise Caner Erkin (yada Hakan Balta, Hasan Ali Kaldırım) dortlusu beni cok umutlandırıyor. Cunku bizim tarih boyunca hep yumusak karnımız oldu defansımız (Alpay Ozalan ve Bulent Korkmaz ikilisini katmazsak); ama bu dortlu beraber oynamaya alısırlarsa sadece defansif yonden degil, ileri gitme yonundede cok yararlı olabilirler. Ayrica Serdar Aziz’inde zamanla Egemenin yerini alacagını dusunuyorum. Ismail Koybası ise kendisini bekledigimiz kadar gelistiremedi ama her zaman iyi bir alternatif olabilir solda.

Orta Saha: Sagda Hamit Altıntop, Solda Arda Turan, Ortada ise Emre Belozoglu, Nuri Sahin ve Selcuk Inan beslisi dunyada bile az bulunur bir orta sahaya sahip oldugumuz anlamına geliyor (bana gore). Tek sorun bu beslinin bir arada pek oynamamıs olması; ozellikle Nuri’nin bir an evvel milli takımda kendisini uvey evlat gibi hissetmesini asmamız lazım. Cunku Nuri’de muthis bir potansiyel var ve eminim bir kac sene icinde Real Madrid’inde vazgecilmezleri arasina girecektir (ins. sakatlık vs. olmazsa). Allah gostermesin sakatlık durumunda her zaman Mehmet Topuz, Mehmet Topal, Mehmet Ekici, Gokhan Tore, Tunay Torun, Sercan Sararer ve daha nice oyuncu gereken bolgelere yerlestirilebilir. Bir umutlandırıcı gelisme ise Muhammet Demirci’nin yavas yavas Besiktas’ta sans bulmaya baslaması.

Forvet: Burak Yılmaz’dan baska kimse su anda bu bolgede oynayacak forma sahip degil su anda (nerede Hakan Sukur simdi!). Umut Bulut, Mustafa Pektemek yada Mevlut Erdinc belki dusunulebilir ama bir sezonda attıkları gol sayısı 10’u gecmiyor. Burak’ın ise oyunu okuma ve sırtı donuk topla oynama konusundaki beceriksizligi bizlere sac bas yoldurabilir. Ilerisi icin en kısır bolgemiz denebilir, bunun icinde mutlaka bu konuya el atılmalı. Gerekirse kuluplerimizde ‘bir forvet nasıl olmali?’ konusunda genc adaylara seminerler verilmeli. Kısa vadede ise gol yollarında orta sahamızın kendilerine daha cok guvenip ileri cıkması ve surpriz kosu ve sutlarla gol araması gerekir. Ayrıca korner ve frikik konusunda (hem defansif hem ofansif) birseyler gelistirmemiz lazım cunku elin oglu bedava gol buluyor boyle durumlardan.

Eger bu kadroyla onumuzdeki 4 senede birseyler yapamazsak bir daha sittin sene basarı gelmez. Bu donemde kulup takımlarımızın basarısıda uzerine bonus olur insallah (GS ve FB’den bir seyler bekliyorum). Boyle basarılar gurbetcilerimizin ‘Turkiyeliyim’ derken gurur duymasına vesile oluyor ve sonuc olarakta daha cok Nuri Sahin, Yildiray Basturk gibilerinin Milli Takimımızı secmesini saglıyor (Mesut Ozil’i kotu kacırdık! Allah yolunu acık etsin, oda bizim gururumuz. Tabi gonul Turkiye forması giymesini isterdi).

Basarı icin Turk futbolcuların kendilerini her zaman fiziksel olarak hazır tutmaları ve kendi bolgelerinde dunyanın en iyi futbolcularının maclarını izlemeleri gerekiyor. Su anda da Real Madrid ve Barcelonalı futbolcular buyuk bir sans bizim topcularımız icin; gerekirse gidip canlı canlı izlemek lazım (topsuzken ne yapıyorlar cok onemli).

Son olarak haddim olmayarak bir sosyal mesaj(!) vereyim : Bence futbolseverler olarak birilerine kufur etmek yerine, ’ulke futbolunu nasil gelistirebiliriz?’ konusunda kafa yormamız daha makul olur diye dusunuyorum. Hepimiz kardesiz! Ulkemizin basarısı hepimizin basarısıdır!

Dikkat: Atila Turan’ıda yetistirip Mesut Ozil gibi kacırmamamız gerekiyor! Altdan yetisen diger oyuncularida mutlaka takip etmemiz lazım; ozellikle Almanya, Fransa ve Ingilterede ikamet edenleri…

Read Full Post »