Feeds:
Posts
Comments

Posts Tagged ‘futbol’

Gönül muhabbet ister podcast bahane! 🙂
Genelde, başarılı, bilgili ve cool’ insanlarla hafif konularda muhabbet ediyoruz. Twitter’da #AzIsCokLaf hashtagini kullanarak öneride bulunabilirsiniz. (Not: Yavaş konuştuğumuzu düşündüğünüz bölümlerde Spotify ya da Youtube’un 1.2x hızlandırma özelliğini kullanabilirsiniz)


Az İş Çok Laf – Podcast Trailer

Hostlar: Mesut Erzurumluoğlu (Twitter|Blog) ve Fikri Çiçek (Twitter)

Tanıtımdaki bölümler: Sırayla Bölüm 3 (Kerem Aydın), 2 (Yusuf Karadaş) ve 4 (Fahri Karakaş)

Bizi Twitter‘dan takip edin!

Podcast tavsiyelerimiz için: ‘Bölüm 0’ı dinleyiniz (sonunu) ya da detayları okuyunuz

İntro müzikleri:

Kemal Sunal’ın ‘Umudumuz Şaban’ filminden bir sahne

Altın Gün – Goca Dünya


Yeni logomuzun dizaynı için Ayşegül Babalı’ya (Instagram|Twitter) çok teşekkür ediyoruz!

Read Full Post »

Anatolia_FC
Anatolia FC, Ingiltere’nin Leicester şehrinde (2007-2011 yılları arasında) kurdugumuz amatör futbol kulübüydü. Benim de kulüp profilim ve maç istatistiklerime ulaşmak için linklere tıklayın…

If I have to make a tackle then I have already made a mistake” (Eger beni rakibin ayagına kayarken görürseniz, bir önceki pozisyonda hata yapmışımdır) – Maldini

Spor yapmayı saglıksal ve manevi açıdan çok önemsiyorum. Epidemiyoloji alanında okudugum derleme (review) makalelere göre günlük yarım saatlik sporun bile obezite riskini büyük bir ölçüde azalttıgı rapor ediliyor. Saglam bir kafanın genellikle saglam bir vucutta bulundugunu da çok duyduk; ve görülebilir bir gerçek. Nazik yerinin üzerine oturmaya alışmış bir insanın hayatta başarılı olması çok zordur. Spor yapmayan insan nispeten daha çabuk yorulur, daha çabuk uykusu gelir ve daha çok uyumak zorunda kalır. Cok uyuyanın gününde bereket olmaz.

Ayrıca davranışlar bulaşıcıdır. Spor yapmayan anne-babanın çocuklarıda büyük ihtimalle spor yapmaz. Bir kısır-döngü başlar ve böyle devam eder gider…

Fakat benim konsantre olmak istedigim nokta – futbol örnegine odaklanarak – sporun benim üzerimde bıraktıgı (fiziki etkilerinden çok) kalıcı manevi etkileridir.

Ben çocukluk ve delikanlılık dönemlerim de çok top oynadım ve hemen hemen herzaman sahaya forvet olarak çıktım. Bugunden geçmişime dönup baktıgımda futbolu forvet olarak oynamanın benim daha sabırlı olmama, ruhen daha sakin davranmama (e.g. nispeten daha az fevri davranmama, daha yavas sinirlenmeme, sinirlenince daha çabuk sakinleşmeme) ve hislerimin onune aklımı daha çok koymama vesile oldugunu soyleyebilirim. Nasıl oldugunu ise sozlere dökebildigim kadarıyla madde-madde aktaracagım…

(i) Oncelikle forvetin isi gol atmaktır. Insan asıl işini bilmeli ve öncelikle ona odaklanmalıdır. Yan-işlere ancak asıl işini yaptıktan sonra odaklanmalıdır…

(ii) Gol atabilmek için kendine güveninin tam olması lazım. Bizde herkes ‘golcü/forvet’ olabilecegine inandıgı için gozler hep senin uzerinde oluyor. Kendine güvenmeyen adamdan forvet olmaz!

(iii) Gol kaçırsan da, kötü oynasanda sogukkanlılıgını (ingilizlerin ‘composure’ dedigi) korumayı ögrenmen lazım. Bir forvet için sakin kalmak en önemli hasletlerden birisidir. Sakin kalarak, topa vurman gereken yerde vurmayı, arkadaşına pas atman gereken yerdede atmayı bilmen lazım. Ayrıca hangisini yapmanın ‘en dogru’ oldugu her zaman belirgin degildir. Zamanla, tecrube ve sogukkanlılıgı arttıkça insan daha dogru seçimler yapıyor.

(iv) 4-3 yenildigin bir maçta ‘hattrick’ de yapsan (i.e. takımının 3 golünü sen atmış dahi olsan) arkadaşların sana “ah o golü kacırmasaydın kazanırdık” diyebiliyor. Kendini savunabilirsin tabi, fakat takımdaki uhuvveti bozmamak adına bazen haklı da olsan susman gerektigini bilmelisin.

Yüzüne hakem görmeden dirsek atan bir defans oyuncusuna takımını 10 kişi bırakmamak için karşılık vermemeyi de bilmelisin. Bunu herkes başaramaz. “La havle…” deyip işine bakmayı bilmelisin!

(v) “Sonunu düşünen kahraman olamaz” tabiri futbolda golcüler içinde geçerlidir. Penaltının başına hocan seni koymuşsa “aman penaltıyı kaçırırsam ne olur?” diye düşünmemen lazım. O an sadece işine odaklanman gerekir. Topa konsantre olmayan kotü bir vuruş çıkarır ve büyük ihtimalle de kaçırır.  Aynı anda birden fazla fikirle kafasını kurcalayan insanlar, ‘asıl işe’ konsantre olamazlar.

(vi) Kaleciyle karşı karşıya kaldıgında yanındaki arkadaşına topu bırakmak istesende bazen arkadaşın senin kadar akıllı olamayabiliyor ve ofsayt’da bekleyebiliyor. Ofsayt olacagından dolayı ona pas atmaman gerekiyor. Yani o anda hem kaleciye, hem defansa, hem arkadaşına, hemde topa bakman gerekiyor ve en dogru/akıllı seçimi yapman bekleniyor.

Ayrıca kendin ofsayta kalmamak için koşularını iyi ayarlaman gerekiyor. Gözün hem defansta hem topu atacak arkadaşında olmalı. Koşu anını ona gore ayarlayıp hem defans oyuncularına gore daha onceden hızlanmış olmalısın, hemde pasın atıldıgı anda en sondaki defans oyuncusunun hızasında olmalısın. Kolay bir iş degil. Eger “koşuyu yapmadan bekleyeyim, pas atıldıktan sonra koşmaya başlarım” dersen sittin sene defansın arkasına atılan topa yetişemezsin (kaleci yada defans uzaklaştırır her defasında).

(vii) ‘Iyi’ bir forvet olmak beyin işi. Maçın çogunda top ayagına gelmiyor, fakat gelen 3-5 anda golü atman bekleniyor. Bunun içinde yetenegini dogru kullanmanın yanında, sabırlı ve hep konsantre olman, golu ‘koklaman’ ve defans oyuncularından daha uyanık/kurnaz olman gerekiyor.

(viii) Forvet oyuncusunun görevlerinden biriside, kendisi gol atamıyorsa arkadaşlarına alan açmaktır. Skorun yakın oldugu maçlarda takım baskı yediyse, rakip defans oyuncularının ileri çıkmasına izin vermemesi ve kendi defansının ileri diktigi topları kontrolu altına alıp topu göturebildigi kadar rakip sahaya taşıması gerekiyor. Kapalı defanslara karsı sırtı donuk oynamayı (e.g. topu kaptırmadan koşu yapan arkadasına iletmeyi) ve gerektiginde defansa hata yaptırarak faul kazanmayı becermesi gerekiyor.

(ix) Bazi maçlarda gol atamayacagını hissedersin (e.g. rakip çok kapalı oynuyordur, seni markaj altına almışlardır). O zaman kendin yerine “takım nasıl gol atar?”i düşünmen ve ona gore oyununu adapte etmen gerekir.

(x) Bazen hocanın verdigi kararları begenmeyebilirsin. Ona tabiki goruslerini soyleme hakkın vardır fakat karar mercisi o oldugu için takımın adına bazı şeyleri sineye çekmeyi ogrenmesini bilmeli insan.

(xi) Enerjini iyi kullanmayı bilmen lazım. Iyi niyetlede olsa ‘başı kesik tavuk’ gibi ordan oraya koşarsan, gol pozisyonu geldiginde yorgunluktan yeterli guçte bir vuruş yapamaz ve golu atamazsın.

(xii) Futbolda maalesef bazen yenilmekte vardır. Insanın nefsine hoş gelmesede (bana yenilgiler çok agır gelirdi) bunu kabullenmeyi ogrenmeli insan. Yenilgi tatmamış insan, hiç birşey yapmamış insandır.

Yenilgide, rakibinin dogru yaptıgı şeyleride analiz etmek onemlidir, kendi yaptıgın hataların yanında. Her maçtan gerekli dersleri almayı ogrenmeliyiz.

(xiii) Rehavet iyi takımların en buyuk düşmanıdır. Her maçta – rakip kim olursa olsun – organize olmayı, rakibe saygı duymayı ve elinden geleni yapmayı ögrenmeli insan.

(xiv) Ne kadarda hakemi aldatmak (ve haksız kazanç saglamak) nefse hoş geldiginden, ahlaklı oynamak her babayigin harcı degildir. Forvet olarak ceza sahası (ve çevresinde) gerekmedikçe kendini yere bırakmamak yada rakibinin sana ufak bir dokunuşundan sonra onun kart gormesi için sakatlık simulasyonları yapmak vicdanen, ahlaken ve dinen kabul edilir birşey degildir. Sporda dahi insan müslüman oldugunu (ve ahlaklı davranması gerektigini) unutmamalı. Hak etmeden kazanılan başarı, başarı degildir. Buna en çokta insanın vicdanı ve Allah şahitdir.

(xv) Futbol sahasında ne olursa olsun, (menfi şeyler dönmediyse) maç bitiminde rakibinin ve hakemin elini sıkmayı ögreniyor insan.

(xvi) Gol attıkları surece, takımın gozdesi çogu zaman forvetlerdir. Fakat bu hiçbir zaman insanı rehavete sokmamalı. Başarıya ulaşmak kadar, orada kalmakta onemlidir; ve çogu zaman daha zordur. Nice başarılı insan, en yüksege çıktıktan sonra kaybolmuştur. Averaj yetenekteki insanlar devamlı ve organize bir şekilde çalışarak, çok daha iyi kariyerlere sahip olmuştur bir çogundan.

(xvii) Insan herseyi kendi başına yapamayacagını çok çabuk anlıyor futbolda. Buda insanın haddini bilmesi açısından bir ders olabiliyor…

(xviii) Futbol bir takım oyunudur, bu yüzden takımın içinde bir ‘parça’ olmayı ögrenmelidir insan. Başarı ugruna, insanlarla beraber çalışmak zorundasınız.

(xix) Futbol fedakarlıgı da ogretir. Her oyuncu elinden geleni yapıp yapmadıgını (vicdanında) çok iyi bilir. Dışardakiler bilmese bile… Belki terinin son damlasına kadar akıttıgını gör(e)meyebilir insanlar. Belki biraz daha az yetenekli arkadaşının hatalarını onlemek adına kendin hata yaparsında kimse senin hatanı örtmez. Bazen kornerde ön direge gidecegini bilirsin topun ama arkadaşında orada oldugu için o alana dogru koşu yapmazsın. Belki top ondan seker diye de yerini ona göre ayarlarsın… Yada defansif bir kornerde kısa boylu bir takım arkadaşına uzun bir rakip geldigini görürsun. Boyun yeterli uzunlukta olmasına ragmen, sorumluluktan kaçıp basit/kısa bir rakiple eşleşebilirsin. Fakat onunla rakip degiştirip sorumluluk almalı insan… Kendi işini zorlaştırma pahasına! Takım için!

Takımlarımızın ‘scout’ları sorumluluk sahibi futbolcuları da aramalı! Sırf teknik olarak yetenekli görünen topçuları degil!

(xx) Futbolcunun en önemli hasletlerinden biride tecrübe kazanma ve gençlere aktarma becerisidir. Genç futbolcular ne kadar yetenekli de olsalar, son dakikada 1-0 önde (veya geride) iken (ve benzeri “ufak bir hatanın dahi buyuk kayıp yada kazançlara sebep verebilecegi” durumlarda) nasıl davranacagını bilemeyebilir, sakin kalamayabilirler… Bu tarz durumlarda tecrübeli oyuncular yaptıkları ve soyledikleriyle takım arkadaşlarını rahatlatmalıdır

(xxi) Birçok maçı saha içinde degil, saha dışındaki ‘hazırsız’lıgımızdan dolayı kaybettigimizi; birçok golüde, yine saha dışı faktörlerden dolayı kaçırdıgını görüyorsun bir forvet olarak… Antrenman yapmanın (yani bir işe iyi hazırlanmanın) ne kadar önemli oldugunu ögretiyor futbol insana…

Bristol International Cup Final 2013 – Video’ya çekilmiş maçlarımızdan biri


Yukarıda yazdıklarımın hepsi kendisini kritik edebilen, maçtan sonra sadece yaptıgı ‘iyi’ şeyleri degil, hatalarını da analiz eden bireyler içindir. Ben top oynarken kendi (amatör) çapıma gore bu analizleri yapmaya çalışırdım.

Bence, çocuklarımız/gençlerimize kendi kabiliyetlerine gore bir spor bulmayı ‘yapılacaklar’ listesinde ilk sıralara koymalıyız. Futbolcu olsunlar diye degil, hayat dersleri alsınlar diye…

Yukarıda yazmadım fakat futbol vesilesiyle sayısız guzel insanla tanıştım. Ayrıca çevrem genişlediginden daha sosyal hale geldim ve insanlarla konuşma/anlaşma yetenegim gelişti. Bugun bir futbolcu degilim fakat (ins.) akademisyenlik/bilim adamlıgına dogru yürüdügüm bu ‘ömür’ denen yolda, futbol(ve diger sporlar)dan ögrendigim dersler çok işime yaradı, yaramaya da devam ediyor…

PS: Tabi ben sırf forvet olarak ögrendiklerimi yazdım. Mesela kaptanlık yapmışsa bir insan, her türden insanı bir araya toplamayı, onlara ornek olarak saygılarını kazanmayı ve takım içinde bir sinerji oluşturmayı ogrenmesi gerekir. Ornek olmak isteyen insan sorumluluk almalı, herkesten daha çok koşmalı/çabalamalı ve takım zor durumda kaldıgında imdadına yetişmeli. Bunların hepsini (iyi bir şekilde) yapmak fiziki güç ve yetenegin yanı sıra, çok yüksek derecede iradi ve akli güç gerektirir.

Ayrıca futbol sahasındaki diger pozisyonlardan da yukarıda bahsettigimin dışında alınabilecek dersler vardır. Mesela kaleciler yalnızdır, ufak hataları bile rakip adına golle sonuçlanabilir ve hataları göze daha çok batar. Onündeki defansı her zaman organize etmelidir.

Defans oyuncuları bir forvet kadar (kale önünde) yetenekli olmak zorunda degildir fakat aklını kullanmayı, diger defanstaki arkadaşlarıyla organize ve senkronize bir şekilde oynamasını bilmelidir; ve her daim konsantre olmalıdır. Oyunun tıkandıgı maçlarda ileriye çıkıp gol at(tır)abilmelidir.

Futboldan veya takım oyunlarından hoşlanmayanlar diger tek kişilik sporlara da göz atmalıdırlar.

PPS: Ben de az topçu degildim 🙂 Cok hızlıydım (14 yaşımda 100 metreyi 12 saniye’de koşmuşlugum var) ve iki ayagımla da iyi vuruşlar çıkarabiliyordum. Futbol zekam ve liderlik özelligimde vardı… Boyum-posum ve kondisyonum da yerinde(ydi) çok şükür. Fakat büyüme çagımdaki saglık sebeplerinden (ve desteksizlikten) dolayı kısmet olmadı… Babamın işleri ve egitiminden dolayı devamlı taşınmamız da önemli bir faktör oldu. 1997-98’de Gençlerbirligi altyapısında oynarken (10 yaşındayım), maçlar/antremanlarda herkesi geçer, kaleciyi de geçer sonra başka bir arkadaşıma bırakırdım – golü o atsın diye… Buna ragmen alt yapıdaki hoca kendi adamlarını (büyük ihtimal tanıdıklarının çocuklarını) oynatma adına beni oynatmıyordu; bizde çocuk oldugumuz için psikolojik olarak moralimiz bozuldu ve (kardeşimle) takımdan ayrıldık. 2000’de Ingiltere’ye taşındıktan sonra da Leicester’da Highfield Rangers adında bir takımda benden yaşça büyük (ve çok uzun olan) siyahi topçularla beraber oynadım ve takımımın forveti ve gol kralıydım.

Omür şöyle bin sene olsaydı, mutlaka ne yapar eder denerdim futbolcu olmayı; ama ömür (çok) kısa oldugundan, (işinde iyi olmak istiyorsan) sadece bir işe odanlanmak zorunda kalıyorsun. Bilimle ugraşmak hoşuma gidiyor, bu yüzden halimden memnunum çok şükür…

Universite’de de futbolu bırakmadım:

TLSL top goalscorers list (2007-08 season)
Top Goalscorer for Anatolia FC in The Leicester Sunday League Division 4 (2007/08 season)


UoB_Staff_FC
Dandy Regents 2-7 University of Bristol (UoB) Staff FC (my team) Match Report

Bristol_Chinese_FC
UoB Staff FC 6 – 2 Bristol Chinese FC (my team) – This time playing against my University’s team

Bristol_Post_Football_Nov_2012
Played a game for Lazz FC and got my goal – an amateur Turkish team in Bristol (UK)

Anatolia FC v Wigston Car Breakers
Anatolia FC v Wigston Car Breakers (29 Nov 2009) – Article in Leicester Mercury

Read Full Post »

Nike-Mercurial-Magia-Football-SC2207_553_A

A PDF of my article on: How to be efficient in Football (click on the link to download the file)

 

Here’s a peek into it:

“To be a ‘great’ in any game, you must first understand what you’re capable of and what your weakness/strengths are. Then you must analyse your opponents to see what they’re capable of; and likewise, what their strength and weaknesses are. Then a decision must be made about how to approach the game. Making your decision is going to be complicated by deducing how much your opponent knows you and how this knowledge is going to affect their tactics. Also another major factor in deciding how to approach the game is going to be ‘how much is on stake’. If the game is massive then you may be a little more cautious whereas in a more comfortable position (where not too much is at stake) you may be determined to show what you’re truly capable of and go out all guns firing.

Football is no different! “

Read Full Post »

Milli Takım – 2002 Dunya kupası

Futbolumuzun 90’lı yıllarda yetistirdigi Hakan Sukur, Hakan Unsal, Bulent Korkmaz, Alpay, Tugay, Hasan Sas, Okan ve Emrenin basını cektigi jenerasyon, 2000-2002 yılları arasında futboldaki en buyuk basarılarımıza imza attılar. O tarihlerde Galatasaray kulup bazında dunyanın en iyi 10 takımı arasında gosterilirken, milli takımımızda dunyada 5.ci sıraya kadar yukselmisti. Ama bu altın jenerasyon bize hizmet ederken, bu basarıdan nemalanmaya calısan cok insan cıktı ama bu nesilden sonrasını kimse dusunmedi yada islerine gelmedi (nasılsa bedavaya para kazanmak ve unlenmek varken kim calismayı tercih ederdi degilmi?)… Su futbolcuyu ben kesfettim, bu basarılar benim sayemde oldu diyenleri hepimiz dun gibi hatırlıyoruz!

Futboldan genel olarak cok anlamadıgımız gibi (tam tersini dusunmemize ragmen!), futbolcu yetistir(e)medigimizde bir gercek! Allah’tan yetenekli gurbetcilerimiz varda, hala onlardan nemalanıyoruz ve Almanyanın yetistirdigi genclerimizi kullanıyoruz… Peki aynı genlere sahip insanlar neden Turkiyeden yetisince potansiyellerine ulasamıyorlar? Bunun kisisel ve sosyal bir cok nedeni var ama baslıca nedenlere ins. kendi capımca bir goz atacagım…

Oncelikle “yetistirmedigimiz” kelimesini neden kullandıgımı acıklayayım: Bir futbolcuyu adam gibi yetistirmek en az 10 yıl alıyor ama biz millet olarak direk koseyi donmek istedigimiz icin, menajerler ve kulup kocları alt yapıda (yada sokakta) hazır gordukleri cocuklara hemen yapısıyor ve uzerinden nasıl para kazanabilirimin pesine dusuyorlar. Cocuk ve ailesi icinde hava hos nasıl olsa para geliyor; ama dusunmuyorlarki bu onun icin uzun vaadede alt yapısının yetersiz olmasınıda beraber getiriyor. Bunları ben uydurmuyorum, Turkiyeye gelen neredeyse butun kaliteli ve kariyerli hocalar Turk futbolcusunun genelde alt yapısının zayıf oldugunu soyluyor. Suc ise Turk cocuklarında degil, onları bu (paragoz!) hale getiren “buyuk”lerinde!

Problemler:

Simdi gelelim futbolcu yetistirememe nedenlerine:

Alt Yapı

Benim birinci sırada gordugum ve en buyuk problem alt yapı hocalarında. Acaba kac tanesi yeterli egitimle oralara geliyorlar? Kac tanesinin CVsinde bir yabancı dil, taktik, teknik, kondisyon, sakatlık, atak, defans, kaleci egitimi konusunda sertifikalari var? Futbolcularımızın bu akademik egitimleri almayan hocalardan hic bir sey ogrenememeleri cok normal gibime geliyor. Alt yapı hocalarından actık konuyu, burdan devam edelim. Altyapılarda dikkat ettigim bir baska anormallikte basarı paf takımının sampiyonluguyla kıyaslanıyor, oysa bu anlayıs temelde yanlıs. Bu hocalarımızın paf sampiyonlugunun degil, kac tane topcu yetistirdigi kisas alınmalı. Kac tanesi Avrupaya transfer oldu, kac tanesi alt yas milli takımlarına alındı, kac tanesi birinci takımda yerini aldi? Bu sorular bir alt yapi hocasının en buyuk imtihanı olmalı, paf sampiyonu olup-olmadımı degil…

Alt yapi hocaları genc bir futbolcuda oncelikle is ahlakı, futbola karsı sevgisi varmı ona bakmalılar, daha sonra da bu gruptan yetenekli olanlarının uzerine titremeliler (Ornekler: Carles Puyol, John Terry, Paulo Maldini – dunyanın en teknik oyuncuları degiller ama birer efsane oldular milli takım ve kuluplerinde yaptıklarıyla). Futbolu para icin oynayan cocuklar ne kadar yetenekli olursa olsun at cope gitsin (bu biraz radikal olabilir ama onlara harcanan zaman ve alın terini hakeden genclerimize harcasak cok daha buyuk futbolcular yetisir)…

Ayrıca cogu kulubumuzun alt yapıya yeterince para aktarmadıgıda bir gercek!

Alt yapıya bir baska acidan bakalim ve gelelim yurt ici ‘scouting’ sistemlerine: Buradaki baslica problem kesinlikle torpil yada yetenekli cocuklarin kesinlikle secen insanlara guvenlerinin olmaması. Maalesef hakedenlerin cogu saf dısı kalıyor ve genelde geriye yeteneksiz, ‘tuzu kuru’ yada gozu sırf parada olan gencler kalıyor. Unutmamalıyız ki dunyanın en iyi oyuncuları kendileri gidip futbol takımlarına basvurmuyorlar, onları futboldan anlayan insanlar kesfediyorlar (Ornekler: Messi, Maradona, Pele ve Ronaldo – sokakta kesfediliyorlar ve bu adamlar her zaman futbolu paranın onune koyuyorlar). Ozellikle ulkemizdede yetenekli cocuklar daha cok varoslarda yasıyorlar ve bu cocukların aileleri onlarla hic ilgilenemiyorlar, malum 7/24 calısmaktan garibanlarim! O yuzden cogu kaybolup gidiyor…

Torpil yapan hocaların ise, girdikleri kul hakkından dolayı mahserde cok kotu cezalandırılacaklarını hic bir zaman unutmamaları lazım!

Transferler

Yurt disindan transfer isinde ise: Takımlarimiz Avrupadan gerekirse en iyi scoutları getirip, bizim Turk scoutlara egitim verdirmeli… Ve derhal Turk scoutlarını, Afrika, Iskandinavya, Orta Dogu ve Dogu avrupaya serpistirmeli ve bu liglerdeki genc oyunculardan istisnasız hepsinden haberdar olunmalı… Ibrahimovic, Berbatov, Dzeko vs gibi futbolcular Ingiltere-Ispanyada yetismedi. Onlari neden bizimkiler bulamiyorda elin Almanı, Hollandalısı buluyor. Isin garibi Guney Amerika’dan hala topcu almaya calisiyoruz, bu bana gore kesinlikle yasaklanmalı… Cunku en iyilerini zaten Ispanya ve Portekiz alıyor. Bir altini Italya, Hollanda vs gibi ulkeler transfer ediyor. Geriye ise vasat ve vasat altı oyuncular kaliyor, onlarada verilen paralara yazik…

G.Amerikali oyuncu alinacaksa bile Avrupayi gelmis-gormusleri almalı (Alex de Souza gibi)…Bir baska problem kendi futbolcularimiz gereginden fazla pahalı! Avrupali bizimkilerden daha iyisini cok daha ucuza baska ulkelerden getirebiliyor… Bunun icin gerekirse bu konuya TFF el atmali ve futbolcularimizin degeri neyse onun en fazla biraz ustune satisina izin vermeli; cunku kisa vaadede bizim dunya arenasindaki yerimizi tekrar alabilmemiz icin avrupaya daha cok oyuncu gondermemiz lazim.

Taraftar Sayisi (Attendance)

Bir sonraki problem stadlara insan cekme: onuda saglamak icin Avrupadan ders almaliyiz. Bizim insanimiz Avrupalılar kadar zengin degil o yuzden fiyatlarin biraz dusuk olmasi normal gorulmeli. Ailecek gelenlere gerekirse cok buyuk indirimler yapilmali. Stadlarin icinde kufur, sigara kesinlikle yasak olmali ve denetlenmeli. Huzuru bozanlar kesinlikle bir daha stadlara alinmamali. Cocuklar bedava yada bedavaya yakin fiyatlara girmeli ki onlarda dogduklari yerin takımini tutsunlar. Anadolu takımlari bu konuda birseyler yapmali.

Son tavsiyeler (ve sonuc):

  • Sahalarımız camur tarlası cogu zaman, futbolun kalitesinin artması icin sahanında duzgun olması gerekir (sadece Super ligi kastetmiyorum)
  • Son olarak Turk futbolunun gelismesi icin her alanda profesyonel insanlarin yer almasi gerek, bunun icinde o yerlerde olan insanlarin CV’si cok onemli.
  • Ligimize madem heyecan katmak icin play-off sistemini getirdiler; ins. guzel olur bizim icin… O zaman baska yeniliklere de acik olmaliyiz… Mesela benim aklima gelen basketboldaki gibi “Time-out”lar; 2. yarida iki takimin T.direktorunede (sadece bir seferligine) 5’er dakikalik ‘Timeout’lar vererek maclarin daha heyecanli olmasini saglayabilirler. Ayrica bu uygulamanin sayesinde daha cok reklam alinabilir bu da olayin eknomik acisi…
  • 2.lig ve ustu her takımimizin stadi ve antreman fasiliteleri ve alt yapisi olmali. Her takımin mutlaka icinde Avrupada egitim gormus bir Turk hoca yer almali.
  • Turk futbolunu kucumseyen, bunun icinde hakettiginden fazla para isteyen futbolcular kesinlikle ligimize alinmamali…
  • Avrupaya Turk futbolcu satarken fiyatlarin makul olmasi gerekir.
  • Turk futbolunun fiyakasini artirmak icin kesinlikle bazi maclarin, en azindan hazirlik maclarinin yada super kupa maclarinin Musluman yada Afrika ulkelerinde yapilmasi gerekir, cunku nasil olsa Uzak dogu ve (guney ve kuzey) Amerika piyasasini ingiliz ve ispanyol takımlarina kaybettik. El cezire kanalinin uzerine daha dusmek gerekiyor ayrica… Bizim futbolumuza ozellikle musluman ulkelerinde buyuk bir sempati var (ayrica parada onlarda!)
  • Medyamiza da buyuk is dusuyor ama onlara ne yazsan nafile; populizm ve reyting acgozlulugu almis basini gidiyor
  • Unlu bir yabanci teknik direktor geldiginde en az 2 sene zaman verilmeli. Adam daha tanımadan, sutluyoruz. Olan yine Turk milletinin parasına oluyor.

Bu arada sizlerinde goruslerini kesinlikle okumak istiyorum; burada paylasalimki belki TFF’den yada kuluplerimizden bir iki kisi bu yazilari okurda kendilerine ders alirlar… Cunku futbol ne kadarda sadece bir oyun olsada, artik cok buyuk bir reklam araci ve turizm kaynagi oldu… Dunya kupalarinda basarili olan ulkelerde turist patlamalarida buna bir ornek…

Son olarak bu makalede yazdiklarim geneldir ve futbolumuza samimiyetle hizmet etmis hic kimseyle ilgili degildir! Surcu lisan ettiysek affola…

Read Full Post »

Ilhan Mansız bizim icin buyuk fırsatdı. Ne kendisi unlu olmanın agırlıgını kaldırabildi, ne de yeterli profesyonel nasihat verebildik

Turk futbolunun son yillarda ki dususunu buyuk bir uzuntu ve kaygıyla izliyoruz. Euro 2004 elemelerine birinci torbadan katilan milli takimimiz (aynı zaman zarfında Ingiltere 2.ci torbadaydı), 2012 dunya kupasina (Romanya ve Avusturya galibiyetleri olmasa) az daha 3.cu torbadan katilacakti (FIFA World Ranking icin tıklayın)

Kulupler seviyesinde ise isler daha kotu: Tarihimizdeki en buyuk basarimiz Galatasarayin 2000 yilinda kazandigi UEFA kupasi… Peki ulkemizde en cok sevilen spor olan futbolda neden buyuk basarilar kazanamiyoruz, ki onemli olan devamli basaridir, onu konusamiyoruz bile… Dunyada futbola en cok para harcayan (Ingiltere, Ispanya, Italya ve Almanyanin arkasindan) 5. ulkeyiz ama avrupada bile basari siralamasinda TFF super ligi 11. sırada; peki neden? Suc yoneticilerde mi, futbolcularda mı, menajerlerde mi?

Bulgaristan bile Berbatov (24m), Bosna bile Dzeko (28m), Isvec bile Ibrahimovic (35m), Gana bile Essien (34m), Fildisi Sahilleri bile Drogba (20m), Kamerun bile Eto’o (42m) yetistirebiliyorken biz neden hala onlarin ayarinda oyuncular yetistiremiyoruz? Ki ben inaniyor ve goruyorumki bizimkilerden daha yetenekli ulke sayisi bir elin parmagini gecmez… Sorun nerde o zaman?

Benim gordugum kadariyla problemlerin cozumu 4 kategoride aranmali:

1- Alt yapı ve (eğitemeyen) koçlar

2- (CVsiyle değil) Parasından dolayı secilen yoneticiler

3- Scout sistemleri (Ulke ici ve dısında)

4- Stadlara Taraftar cekilmesi

Tabiki futbolumuzun temiz olması en onemlisi ama onun uzerine bu aralar gidildigi icin, o problemin cozulmek uzere oldugunu sayıyorum (insallah!)

Futbolumuzun ust seviyelere gelmesi, diger sporlarıda etkileyecektir ve olimpiyatlarda artık bir-iki madalyayla ayrıldıgımız utanc gunlerinin sonunu getirecektir; bunun icin futbolumuzdaki problemlerin cozulmesi cok onemli. Bu konuda sizlerinde dusuncelerini merak ediyorum: Turk futbolu nasıl Almanya, Brezilya, Ingiltere seviyesine gelebilir? Bir Messi, C. Ronaldo, J. Mourinho nasıl yetistirilir?

Lutfen Turk futbolunda gordugunuz problemleri yazin ve o problemin cozumu nasil olmalidir bizlerle paylasın… Ins. benimde bu konuda yazilarım olacak ilerki haftalarda…

PS: Futbolcu Fiyatları http://www.transfermarkt.co.uk/ sitesinden alınmıstır

Read Full Post »

« Newer Posts