Feeds:
Posts
Comments

Posts Tagged ‘leicester’

eiMX9R6in
“Union Jack” Birleşik Krallık (United Kingdom; Ingiltere, Galler, Iskoçya ve Kuzey Irlanda)’ın bayragıdır. (Not: Spesifik sorusu olanlar bana Twitter ya da emailden ulaşabilirler; Not 2: ‘Ünlü Ingiliz Atasözleri’ en aşagıda)

Sıkıcı bir giriş olacak ama öncelikle bir-iki şeyden bahsetmeliyim: hayatının çogunu Ingiltere’de geçirmiş*, ingilizlerin arasına nispeten karışmış ve Britanya egitim sisteminde (nispeten) başarılı olmuş biri olarak, ingiliz kültürü hakkında gözlem yapma fırsatım oldu. En sonda söylecegimi başta söylecek olursam: Kanaatimce, genellersem, birçok güzel hasletlere sahipler ve bana kalırsa (banal olacak ama) “Anadolu insanı” ve “müslüman halklar” olarak ingilizlerden ögrenecegimiz çok ama çok şey var. Ufak bir ülke olmasına, popülasyonu da çok yüksek olmamasına ragmen (~65 milyon), neredeyse hayatın her alanında en üst düzeyde insan(lar) yetiştirmişler – eski bir anket olsa da, Wikipedia’da 100 Great Britons listesine bakmanızı tavsiye ederim. Kanaatimce, millet olarak ulaştıkları seviyelere ulaşmalarında kurdukları sistemler kadar, (‘sivil toplum’ olarak güçlü olmalarında) kültürlerinin de büyük önemi var.

Aşagıda sıraladıgım, bize/size göre “yanlış” olan, bazı hasletlerinde ise “kendi bilecekleri iş!” demek lazım; malum din, dil ve kültür farklılıkları var. Bu yüzden bize göre “saygısızlık/edebsizlik/ahlaksızlık” olarak görünen şey, onlara göre degil.

Bu gözlemlerimin bazılarını, (sıralama yapmadan) çok genelleyici bir şekilde, üç başlık altında sizlere sunmak isterim. Lütfen her gözlemin yanında, bizim kültürümüz/alışkanlıklarımızın o konuda onların gözünde nasıl durdugunu düşünelim ve hangisi iyiyse onu hayatımıza örnek alalım. Ben böyle yapmaya çalıştım hep. Umarım Ingiliz kültürünü merak edenler/ögrenmek isteyenlere bir nebze yardımcı olur. Bir ülkenin kültürünü bilmeyince, insan dili iyi bilse/konuşsa dahi, çok pot kırabiliyor.

Burada yazdıklarım genelde orta-sınıf ingilizler için. Ingilizlerin sahip oldukları sosyo-ekonomik statüye göre karakter/hasletleri, hatta diyetleri (yöresel aksanları bile; dinlemek için tıklayın) dahi çok degişiyor . Bu da anca tecrübeyle gözlemlenebilir ancak işçi sınıfı ingilizlerin hayatını hızlıca – tabi dramatize edilmiş halde – ögrenmek için Eastenders ya da Coronation Street dizilerine bakabilirsiniz. Ingilizler kesinlikle homojen bir toplum degiller; ve bireysel olarak çok fazla ‘degisik/unique’ tipten insanı gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca, genel olarak, sivil toplum anlayışları da çok gelişmiştir. Son olarak, sosyo-ekonomik statü yükseldikce aşagıda bahsettigim ‘British value‘lara daha sadık yetişiyorlar

english-culture-3-16-638
Cok bilinen Ingiliz ikonları. Kralice, Anglikan kilisesinin başı ve “dinin koruyucusu”dur. Ingiltere’nin Hristiyan kesiminin çogu Protestan’dır, fakat Katolik olanlar da az degildir (~4 milyon civarı)

Sosyal hayata dair

  • İngilizler denince aklıma herşeyden önce nezaket (politeness) ve sadelik (simplicity) geliyor. Siz de nazikçe ve sade bir hayat yaşıyorsanız, büyük bir ihtimalle Ingiltere’de ve Ingiliz sisteminde fazla problem yaşamayacaksınız. Bu iki hasletten sonra da pragmatizm denebilir – orta sınıf bir İngiliz kendisine fayda getirmeyecek bir işle fazla uğraşmaz; rahatını bozmaz. Bu yüzden ingiliz ‘fanatik’leri (devletçi/milliyetçi, ırkçıları) bile genelde bizim fanatiklerimize göre daha az şiddetlidir (daha az “dava”sına bağlıdır).
  • Kurallara uyarlar ve üç kagıtçılıga fazla kafa yormazlar. Bir arkadaşım anlatıyor (örnek olsun diye): eskiden tren istasyonlarında çok fazla görevli bulunmuyordu. Bir orta yaşlı kadına “görevliler olmamasına ragmen, neden her defasında bilet alıyorsunuz?” diye sordugumda, kadının verdigi cevap: “üç kagıtçılık/hırsızlık kötü birşeydir!“. Bitti.
  • Hayatın her alanında ama özellikle trafikte çok sakin ve sabırlıdırlar – hatta bizim gibi hep acele iş yapanlar için bazen çıldırtıcı şekilde sabırlı olabiliyorlar. Yol isteyene, en kalabalık saatlerde dahi, yol verirler (sizin de aceleniz varsa, arkada çıldırırsınız; fakat yapacak birşey yok!). Kesinlikle kırmızı ışıkta geçmezler.
  • Ezilen/hakkı yenilen kesimlerin yaşadıkları sıkıntılara karşı duyarlılardır; ondan (bazılarımıza ilginç gelse de) LGBT’ler ve (kültürlerine saygı duyan ve sisteme entegre olan) azınlıklara karşı sempati duyarlar.
  • Insanların kesinlikle din ve ideolojilerini araştırmazlar/ilgilenmezler. O konular hakkında konuşan çok az insan vardır.
  • Cuma ve Cumartesi dışarıda (çogunlukla “pub”larda) içer (eğer evlerine uzak bir yerdeyse, eve taksiyle dönerler – kesinlikle içkili araba sürmezler), Pazarları ise evlerinde dinlenirler. Zengin/kalbur üstü/elit olanlar ise daha çok restoranlara giderler.
  • Cuma geceleri sokaklarda çok sarhoş gezinir fakat çogunlukla (kendilerine verdikleri zarar dışında) zararsızdırlar. Size seslenirlerse duymamış gibi yapıp cevap vermeyin, yoksa peşinize takılabilirler. Aynısı sokaklarda yaşayan evsizler için de geçerli…
  • Cogunluk başka bir dil ögrenmez. Okul yıllarında çogunlukla Fransızca (bazıları da Almanca) ögrenirler; onu da sonradan geliştirmezler.
  • Haftasonu dışarı çıktıklarında önce eglenir (çogunlukla pub/barda içer, cebindeki paranın çogunu harcar), sonra ceplerinde kalan parayla da yemek yerler.
  • Şaşırtıcı şekilde “görmüş/geçirmiş”tirler. Genç yaşta olanlarının dahi, dunyada gormedikleri ülke/kültür, tatmadıkları yemek/içki kalmamıştır.
  • Futbol, Rugby ve Cricket en sevdikleri sporlardır. Halk olarak, Tenisi de Wimbledon turnuvası başladıgında takip ederler. Fakat her alanda önemli sporcular yetiştirmeye calışırlar ve okul çaglarında (her alanda) yetenekli çocukları arar/bulurlar. Yaşlıların arasında yaygın olan sporlar ise Bowls ve Golf’tür.
  • Hava durumu hakkında konuştukları kadar başka bir konu hakkında konuşmazlar.
  • En ufak bir güneş çıktıgında, ailecek cümbür-cemaat parklara akın eder ve güneşlenirler.
  • Kurallı oyunlarda, eskiden kalan en basit protokol/kültürlerini/’centilmenlik kuralı’nı dahi korurlar. Örneğin hakimleri, hala peruk (judge’s wig) giyerler. Genel seçimler, hiçbir hukuki ve hatta mantıki sebebi olmamasına rağmen, hep Perşembe gününe denk getirilir. Cricket’de ‘Ashes’ turnuvasında Avustralya’ya karşı oynadıklarında, kazanan hala ufacık bir kupa olan ‘Ashes urn’ kupasını kaldırır. Wimbledon turnuvası sırasında ‘strawberry and cream’ (krema ve çilek) yerler – onu yemek zorundaymışsın gibi bir ortam oluşur. Rugby maçında rakip oyuncu penaltı çekerken, bütün stat sessiz durur – aynısı Tenis maçı için de geçerlidir. Cornwall bölgesinde tost ekmeği/scone’un üzerine önce reçel sonra kaymak (clotted cream) konur. Hemen yan bölge olan Devon’da ise önce kaymak sonra reçel konur. Bu tarz kurallara uymayanlardan irite olurlar
  • Hukuk herşeyin üstündedir. “Millet”in canı başka birşey istese dahi, hukukun dışına çıkılmaması gerektigini içselleştirmişler.
  • Tarih/kültüre büyük saygı gösterirler; tarihi hiçbir şeyin (bina, yol, yeşil alan) değiştirilmesine izin vermezler. Belediyeden ve komşularınızdan izin almadan evinizin önünde dahi (ciddi) degişiklik yapamazsınız.
  • Doğaya da çok önem verirler. Ülkenin/şehirlerin en pahalı yerlerinde (Londra’daki Hyde Park gibi) çok büyük parklar görmek mümkündür.
  • Degişik/sıradışı insanları severler. Sıradanlıgı/sıradan insanları ise sevmezler; halk nazarında, iş dünyasında veya akademik dünyada önemli yerlere gelmeleri çok zordur bu tip insanların.
  • Insanlar bilmedikleri/araştırmadıkları konularda konuşmaktan sakınırlar.
  • Sadeligi severler; göze batacak lüksten kesinlikle kaçınırlar (pahalı araba, altın bilezik vb.). Evi çok uzakta olmayanların birçogu işe bisikletle ya da yürüyerek gelir – üniversite hocaları ve milletvekilleri arasında da böyleleri az degil.
  • Devlette önemli yerlere gelmiş insanların onlara hizmetkar olması gerektigini bilirler. Onlara bizdeki gibi yalakalık yapmayı bırakın, devamlı eleştirir hatta kafa tutarlar. Milletvekilleri/liderler de bu hali kabullenmişlerdir; ve kesinlikle halka/elestirenlere karşı ters bir hareket yap(a)mazlar.
  • Christmas’a 3-4 ay önceden maddi/manevi (özellikle maddi olarak) hazırlanmaya başlarlar. Eş-dosta bol bol kart alır/gönderirler. Kart sektörü bu dönemde inanılmaz kar yapar, posta servisleri ise inanılmaz yavaşlar bu donemde.
  • Kraliçe (2nci Elizabeth) halk nazarında çok önemli bir yerdedir. Ama onu “eleştirilemez/alay edilemez” görmezler. Onun hakkında saygı sınırlarını fazlasıyla aşan şaka/skeçler yapan komedyenler, (devletin kanalı) BBC’de dahi iş bulur.
  • Okuma alışkanlıkları vardır; otobüs/metrolarda çogunun elinde bir kitap görmek mümkündür.
  • Çocuklarına (kendi kişisel inançlarına ters düşse bile) açık görüşlü olmayı ögretirler ve kendilerine güvendikleri ve çok çalıştıkları takdirde hayatda istedikleri herşeyi başarabileceklerini aşılarlar. Fakat kurallara/kanunlara uymayı da hep tembihlerler. Cocuklarıyla (özellikle küçükken) sokaktan karşıya geçerken, yol boş olsa dahi yayalar için yeşil yanmadıkca geçmezler.
  • Bilim adamları, entellektuelleri, sanatçılarına büyük saygı gösterirler. Brian Cox, Stephen Hawking, Richard Dawkin, David Attenborough, Jim Al-Khalili gibi entellektuel/akademisyenlerin sundugu programlar izlenme rekorları kırar.
  • Churchill, Darwin, Queen Victoria, Shakespeare, Charles Dickens, George Orwell, Oscar Wilde gibi tarihi şahsiyetlere de (biraz eski bir liste de olsa, link de fazlası var) çok önem verirler. Iskoçlar da ise ayrıca William Wallace ve Boudica çok önemli tarihi şahsiyetlerdir.
  • Eleştiriyi (bizim gibi) kişiselleştirmezler. Kendilerini çok ciddiye almazlar. Cok ciddiye alanlardan da irite olurlar. Hatta kendileriyle (belli bir standart/kalitede) alay etmeyi severler. Komedi anlayışları dahi çogunlukla bunun üzerinedir; ondan anlamayız biz. Bu yüzden de kültürlerini tanımadan şakalarına gülmek zorlaşır. Komedi anlayışlarını ögrenmek için, Stewart Lee, Michael McIntyre, Russell Howard, Ricky Gervais, Jimmy Carr, Stephen Fry gibi komedyenlerini izlemenizi tavsiye ederim. Ayrıca Twitter’da ‘Very British Problems’ hesabını da takip edebilirsiniz (kitabı da var – “Sorry I’m British“i de tavsiye ederim). Mr Bean (Rowan Atkinson), Monty Python (grubu) ve Charlie Chaplin ise Ingilizler hepsinin bildigi eski komedyenlerdendir.
  • Haftaiçi dışarıdan yemek yerler: her gün farklı bir mutfak denerler (Çin, Italyan, Turk/kebap, Hint mutfagı favorileridir).
  • Polis, ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi, islamofobi/anti-semitizm ve nefret söylemlerini çok önemser; aradıgınızda anında kapınızda olurlar. Kaza ve hırsızlıga dahi (çok ciddi, ölümlü bir olay degilse) bu kadar önem vermiyorlar.
  • Genel olarak ‘Patriotic’ (vatansever) olsalar da, evlerinin/binalarının önünde fazla asılı bayrak gormezsiniz. Bayrak (Union Jack) kesinlikle bizdeki gibi kutsal birşey degildir. Bayraklarını giysi (hatta iç çamaşırı ve çorap) olarak giyenler de görebilirsiniz. Evinin önünde Ingiltere bayragı (St George’s Cross) asanlar, çogu zaman ırkçı Ingilizlerdir (örnek: English Defense League gibi grupların üyeleri/sempatizanları).
  • Kendi dert/problemini/fikrini anlatmak isteyenler arasında, sadece somut konuşanlara deger verirler; duygusallık onlara işlemez. Özellikle “şöyle uçarım, böyle kaçarım”a kesinlikle deger vermezler.
  • Şikayet kültürleri vardır ve şirketler/devlet daireleri şikayetleri ciddiye alırlar. Bundan dolayı, millet herşeyi şikayet eder. Sikayetlerini kale almayanları, herkese rezil ederler.
  • Komşuluk çok önemli degildir. Senelerce yan yana yaşayıp birbirini tanımayan komşular çoktur.
  • Duygusallıgın hayatlarında çok yeri yoktur. Akıl/mantık hayatlarının her alanında daha önemlidir.
  • Yaptıgı işi tutkulu yapan (passionate) insanları da severler. Ornegin, en sevdikleri futbolculardan birisi olan Gascoigne’ini de bundan dolayı överler hep.
  • “Not bad” (fena degil), “interesting” (ilginç) gibi terimleri çok kullanırlar; ve bu terimleri çogu zaman literal anlamlarının tersi anlamında kullanırlar.
  • Standartları çok yüksektir. Bir Ingilizi yaptıgınız işle memnun etmek için her detayı düşünmüş olmalısınız.
  • “Please”, “Thanks”, “Sorry”, “Allright” gibi tek kelimelik terimleri çok kullanırlar. Özellikle ilk ikisi her cümleden önce ve sonra kullanılıyor desem mubalaga yapmış olmam.
  • Insanlarla samimileşmedikce ve karşıdaki kendisi anlatmadıkça (bu da aylar sürebilir) “nerelisin?” (where are you from?), “ailen nasıl?” gibi kişisel sorular sormazlar. Hele yabancı uyruklu bir insana kesinlikle (yanlış anlayabilir düşüncesiyle) “aslen nerelisin?” (where are you originally from?) gibi soruları kesinlikle sormazlar.
  • Saatlerce uzun bir kuyrukta dahi kimse “kaynak” yapmaz ve sırasını sabırla bekler.
  • Evlerin neredeyse yarısında kedi/köpek gibi evcil hayvan beslenir. Onları (abartısız) evlatları gibi sever, ve yemek ve diger ihtiyaçlarına (saglık, oyuncak vb) ciddi harcamalar yaparlar.
  • “Britain’s Got Talent” (bizim “Yetenek Sizsiniz”) gibi yetenek yarışmaları izlenme rekorları kırar. Bu tür yarışmaların en ünlü versiyonları Ingiltere’de oldugundan, dünyanın her yerinden/milletinden yarışmacılar katılıyor. Fakat ilginçtir, kazananlar halk oylamasıyla seçilmesine ragmen, azımsanmayacak bir oranda bu yarışmayı yabancı gruplar kazanıyor. Bu da Ingiliz halkının ne kadar açık görüşlü ve meritokrat/hakkaniyetli oldugunu gösteriyor.
  • Restoranlarda hesap geldiginde, herkes kendi harcadıgını öder.
  • ‘Posh’ ingilizce (Posh English) konuşabilmek bir iftihar sebebidir.
  • Ingiliz kanallarında akşam 9’dan sonra küfür/şiddet/cinsellik içeren programlara izin var. Fakat bunlarda dahi ölçü kaçınca yüzlerce şikayet gelebiliyor; bu yüzden birçok kanal bu tarz programları akşam 10-11’den sonra yayınlıyor ve birçok sözü ‘bip’liyor.
  • Maalesef, dünyanın neredeyse her ülkesinde oldugu gibi, buralarda da ‘sex sells’. Bu yüzden, kanuni düzenlemelerle yavaş yavaş azalsa da, bazı şirketlerin reklamları gereksiz şekilde cinselleştirilmiş (sexualised) olabiliyor.
  • Işçi sınıfı cogunlukla ‘Full English Breakfast’ yer (bize ters gelse de ham/bacon’ı çok severler). Orta sınıf/üst sınıf ise daha hafif kahvaltı yaparlar (cereal gibi şeyler yerler).
  • Bizde ölülerin hayrına ceşme yapılır; onlar da ise parklara bank konulur
british-culture-38-728
Ingilizler kahvaltıda bizim gibi çok çeşit hazırlamazlar

Iş/Güç/Politika

  • “Health and safety” herşeyin başıdır. Yapılacak olan çok önemli bir iş dahi olsa, insan saglıgını etkileyebilecek herşeye karşı önlemler almadıkça, o işe izin vermezler. Bu yüzden iş kazaları oldukça azdır.
  • Mesai saatlerinde herkes yogundur; bu yüzden ogle arası dışında çok konuşmaya fırsatları olmaz. Bu saatlerde koridorda görürseniz “Hi!” ya da “(Good) Morning!”‘den fazla bir birşey söylememeye çalışın; çünkü büyük ihtimal yetişmesi gereken bir toplantı ya da yetiştirmesi gereken işler vardır. Obür türlü, yanlış anlayıp, “benimle neden konuşmak istemedi acaba?” gibi fikirler kafanızdan geçebilir…
  • Sabah içecekleri çay/kahve günlerinin en önemli parçalarından biridir. Ona özel zaman ayırırlar. Cogu çaylarına (az yaglı) süt koyarlar.
  • Işe alacakları insanlara “işime yarar mı?” gözüyle bakarlar. “Benden mi?” diye degil.
  • (Eski emperyal ziyniyetin de kalıntıları olabilir) Her alanda standartları yüksektir, birinciliğe oynamaları gerektiğine inanırlar. Bundan dolayı da dünyanın en iyilerini, işlerine yarayacak her insanı ülkelerine davet eder, iş verir, kıymet gösterirler – Müslüman/Ateist/LGBT ya da Şaman olmaları birşey degiştirmez.
  • Solcular ve yabancılar Labour’a (Işçi partisi), muhafazakarlar ise cogunlukla Conservative’lere (Muhafazakar parti) oy verirler. Liberal demokratlar da arada sırada kayda deger oylar alırlar.
  • Devlet olarak, dış politikada inanılmaz pragmatik/Makyavelist davranırlar ve hiç bir ülkeyle “Papaz” olmazlar (ama iç basında halkı o liderler/ülkeler/diktatörler hakkında istedigini söylemekte serbesttir).
  • Siddet içermeyen her ideolojiye saygı duyarlar, gerektiginde korurlar. Her konunun (kendi tabularının dahi) konuşulabilmesini, her sorunun (ne kadar aykırı da olsa) sorulabilmesini isterler.
  • Yapıcı eleştiri olmazsa olmazlarıdır. Kesinlikle kişiselleştirmezler. Ogrenci hocasına dahi, kendi fikrine inandıgında, kafa tutar. Hoca da kesinlikle bu konuda komplekse girmez. Sogukkanlı, aklı selim düşünürler. Duygularını işlerine çok karıştırmazlar.
  • Liyakat ve başarı üzerinedir herşey. Cok çalışan, sıradışı işler başaran her insan en üstlere gelebilir.
  • Herkes başarısızlıklarının hesabını vermek zorundadır.
  • Halk olarak politik degiller; apolitik de degiller. Seçim katılım oranları gittikçe yükseliyor.
  • Benim seçtigim partiden olanlar “melek”, rakip partiden olanlar ise “şeytan” mantıgı kesinlikle yoktur.
  • Ortaya bir sorun çıktıgında, aglayıp-sızlamak yerine, “bundan sonra somut neler yapılabilir?” o tartışılır.
  • Yukarıdaki üç noktaya baglı olarak Ingilizler yardım isteyen birisine mutlaka zaman ayırırlar – özellikle bu insan ilticacı ve/ya da mazlum/magdur bir toplumdan ise. Fakat yardım isteyenin toplantıya gelmeden önce dikkat etmesi gereken çok önemli hususlar var: (i) çok ugraştıracak (özellikle kagıt-kürek-legal işler), (ii) kendisine somut birşey kazandırmayacak (para, ün, oy), ve (iii) çok iyi tanımadıgı/güvenmedigi insanlar/işler için çok birşey yapmazlar. Bu üç başlıkla ilgili ciddi düşünmeden gelen kişiler çogu kez eli boş donerler – her ne kadar karşındaki Ingiliz nezaketen yüzüne gülse ve samimi görünse de. Propaganda yapmak ve/ya da bir gruba tamamen yardım istemek yerine kişinin kendi hikayesine odaklanması ve bireysel olarak yardım talep etmesi lazım.
  • Profesyonellige çok önem verirler. Bir iş yapılmadan/tartışılmadan önce ön hazırlık yapmak çok önemlidir. Sıkı hazırlanmış birisiyle, işkembeden sıkanı hemen anlar, ayırt ederler.
  • Ilk izlenim herşeydir (Ingilizce bir deyim: “First impression is last impression”).
  • Rekabet/yarışmanın oldugu alanlarda, mütevazilik, centilmenlik ve fair-play gösterenleri severler. Ama başarılı olan ukala tipleri de severler. Başarılı insanların bu türden irite edebilecek yönlerini görmezlikten gelebiliyorlar.
  • Işlerinde başarılı olmanın sırrı planlı/projeli olmalarıdır (aylar/yıllar önceden planlara başlayanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur). Toplantılarının başında da ve sonunda da dakiktirler: genelde toplantı başlamadan bir dakika önceden gelirler; toplantı da en geç 5 dakika sonra başlar. Profesyönel ortamda zaman israfını çok önemserler.
  • Iskoçlar Ingilizlerle hep bir çekişme içindedirler; fakat Ingilizler neredeyse her alanda baskın çıkar. Galler’de de yavaş yavaş ‘milli kimlik’ hareketleri başlamış olsa da, Ingilizlerle daha barışıktırlar.
  • ‘British values’ çok önemlidir kendileri için; ve başka medeniyetlerde bu ahlak kurallarını görmeyince irite olurlar.
  • Liberaller, entelektüeller ve akademisyenler daha çok The Independent (liberal) ve The Guardian (orta-sol), isçi sınıfı ise daha çok The Sun (sağcı), Daily Mirror (solcu) gibi gazeteleri okurlar. Sağcılar ise genelde Daily Telegraph (orta-sağ)’ı takip ederler.
culture-of-england-9-728
Ingilizler, iş ve sosyal hayatlarında uyguladıkları etik kuralları, hayatın her alanında koydukları/belirledikleri standartları, kanuni kuralları, ve (‘British values’) ‘ahlak’larından gurur duyarlar

Kişisel hayat

  • Birçoguna göre “hayat evde degil, dışarıda yaşanır”. Bir evin asıl var olma amacı gece dinlenmektir. Ondan evlerinde çok bir şaşa olmaz.
  • Herkes birey olarak hayatını yaşamaya programlıdır. Ondan bizdeki kadar samimi olmazlar insanlarla; bundan dolayı (olduklarından fazla) soguk gözükürler.
  • Paralarını fazla biriktirmezler (en fazla morgıçla bir ev alırlar) ve tüm paralarını tatil ve eglenceye harcarlar (konser, tiyatro, sinema, kafeler, dans studyoları hep beyaz Ingilizlerle doludur).
  • Dinin hayatlarında çok önemi yoktur. Çogunlukla yaşlılar (60 üstü) kiliseye gider. Gençlerin arasında yılda bir Christmas (onlara göre Hz. Isa’nın dogum günü) ve Easter (Paskalya; onlara göre Hz Isa’nın ölüm günü) ayinine giden dahi azdır.
  • Bireysellik ön plandadır – gençler bir an evvel kendileri hayata atılmak isterler. Buna da teşvik edilirler. Bu yüzden yenilikçi/inovatif/kreatif fikir üreten çok genç vardır.
  • Evlilikler önemini yitirmiştir. Insanlar onlarca yıl beraber yaşadıktan (ve yaparlarsa, 1-2 cocuktan) sonra evleniyorlar. Birçogu da ömür boyu evlenmiyor ve “partner” olarak kalıyorlar. Ayrıca evlenenlerin arasında boşanma oranları da oldukça yüksek. Sosyo-ekonomik statüsü en düşük kesimlerin dışında, çok çocuk yapanların sayısı da oldukça düşük (ikiyi geçen nispeten az).
  • Kariyer sahibi olanlar (yaparlarsa) genellikle geç yaşta çocuk sahibi oluyorlar. Bu yüzden yanında ufak çocuk olan orta yaşı geçmiş insanları dede/nineleri sanmayın. Ayni şekilde, bazı kadınların yanında nispeten yaşlı duran erkekleri de babaları sanmayın – çogu kez ‘partner’leri oluyorlar. Büyük bir pot kırabilirsiniz.
  • Avret temizligi konusunda sıkıntıları var fakat bunu hergün duş yaparak kapatıyorlar. Fakat bu konuda da yavaş yavaş geliştiriyorlar kendilerini – özellikle bidelerin otellerde ve evlerde daha fazla yer bulmasıyla.
Bu fotoğraf ‘ingiliz isçi sınıfının gece hayatının tablosu’ olarak lanse edilmisti – ve birçok kültürel göstergeyi içinde barındırıyor.
© Joel Goodman – 07973 332324 . 01/01/2016 . Manchester , UK . Police detain a man whilst another lies collapsed in the road , as revellers in Manchester enjoy a New Year night out at the bars and clubs of Manchester City Centre . Photo credit : Joel Goodman
english-culture-2-638
Birleşik Krallık’taki ülkeler (Ingiltere, Galler, Iskocya ve K. Irlanda) hakkında genel sembolik/dini bilgiler. (Not: Baska yerden kopyaladıgım bu resimde ‘Great Britain’ yazıyor fakat (tam dogru konuşmak gerekirse) gösterilen ‘United Kingdom’. Ikisinin arasındaki farkı ögrenmek için Britanya’da okumak/yaşamak yazıma göz atabilirsiniz)

Ünlü Ingiliz Atasözleri (ve ingilizce deyimler)

Bizim atasözü ve deyimlerimizle aşagı-yukarı aynı anlama gelen (birebir aynı değiller) Ingiliz atasözü ve deyimleri:

A bird in the hand is worth two in the bush – Eldeki bir kuş, ağaçtaki iki kuştan iyidir

Actions speak louder than words – Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

A drowning man will clutch at a straw – Denize düşen yılana sarılır

All that glitters is not gold – Her sakallıyı deden sanma

Among the blind the one-eyed man is king – Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derler

Don’t throw the baby out with the bathwater – Pireye kızıp yorgan yakma

Don’t count your chickens before they hatch – Dereyi görmeden paçayı sıvama

The grass is always greener on the other side (of the fence) – Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür

A rolling stone gathers no moss – Yuvarlanan taş yosun tutmaz

You reap what you sow (As you sow, so you shall reap) – Ne ekersen onu biçersin

Barking dogs seldom bite – Havlayan köpek ısırmaz

Better late than never – Geç olsun da güç olmasın

Curiosity killed the cat – Arayan Mevlasını da bulur, belasını da

Don’t bite off more than you can chew – Kaldıramayacağın yükün altına girme/Ayağını yorganına göre uzat

Don’t bite the hand that feeds you – Yediğin kaba pisleme

Don’t make a mountain out of a molehill – Ceviz kabuğunu doldurmayacak şeyler bunlar

An apple a day keeps the doctor away – Güneş giren eve doktor girmez

Easy come, easy go – Haydan gelen huya gider (orijinali: Hayy’dan gelen Hu’ya gider)

Ignorance is bliss – Cehalet ne güzel şey, her şeyi biliyorsun

Like taking coal to Newcastle – Tereciye tere satmak

Killing two birds with one stone – Bir taşla iki kuş vurmak

You scratch my back and I’ll scratch yours – Sen benim sırtımı kaşı ben de seninkini

Too many cooks spoil the broth – Nerede çokluk orada b*kluk

Out of sight, out of mind – Gözden ırak olan gönülden de ırak olur

The pot calling the kettle black – Tencere dibin kara seninki benden kara

It’s easy to be wise after the event – Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur

Every cloud has a silver lining – Her işte bir hayır vardır

Look after the pennies, pounds will look after themselves – Damlaya damlaya göl olur

Deyimler

Once in a blue moon – Kırk yılda bir

The last straw (that breaks the camel’s back) – Bardağı taşıran son damla

When pigs fly – Çıkmaz ayın son Çarşambası

I wouldn’t hurt a fly – Ben karıncayı bile incitmem

Speak of the devil – Iti an çomağı hazırla

You hit the nail on the head – Tam üstüne bastın (en doğru cevabı buldun!)

I know this place like the back of my hand – Burayı avucumun içi gibi bilirim

Between the devil and the deep blue sea – İki arada bir derede kalmak

Piece of cake – Çocuk oyuncağı

Adding insult to injury – üzerine tüy dikmek (halihazırda kötü olan bir durumu daha da beter hale getirme olayı)

Damned if you do damned if you don’t – Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık (“İki ucu b**lu değnek” olarak da bilinir)

Take it easy – Kolay gelsin (birebir anlamı aynı olmasa da çalışan bir işçiye söylenebilir)

Cool as a cucumber – Soğuk kanlı

He’s all yours – Eti senin, kemiği benim

My heart was in my mouth – Yüreğim ağzıma geldi

Preaching to the converted – Kendi çalıp, kendi oynuyor

Couch potato – Tembel teneke

Birebir Türkçe karşılığının olmadığını düşündüğüm diğer ünlü Ingiliz atasözleri: Road to Hell is paved with good intentions (Cehenneme gidenlerin çoğunun “kalbi temizdir(!)”); If something seems too good to be true, it probably is (bir şey kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, büyük ihtimal yalandır/yanlıştır); An idle brain is the devil’s workshop (boş bir beyin şeytanın meskenidir); Don’t judge a book by its cover (kimseyi dış görünüşüne göre yargılama); You can’t have your cake and eat it too (“hem pastam dursun, hem de karnım doysun” diyemezsin); Final nail in the coffin (son darbeyi vurmak); First impression is the last impression (ilk izlenim, son izlenimdir).

*yazıyı kaleme aldıgım bugünde (16 Mayıs 2017) 28 yaşındayım ve hayatımın 23 yılı burada geçti. Ingiltere’ye ilk gelişimde 1-6 yaşları arasında burada yaşadım; sonrasında ise orta okul (secondary school), kolej (bizdeki ‘lise’ denebilir; sistem biraz farklı), üniversite ve doktorayı bu ülkede okudum. Simdi ise Araştırma gorevlisi/Araştırmacı Hoca (Postdoctoral Research Associate) olarak Leicester Universitesi’nde çalışıyorum.

PS: Ingiltere’de okumak/yaşamak isteyenlere, ingiliz egitim, akademik ve emlak sistemi ile ilgili bazı soruları cevapladıgım Britanya’da okumak/yaşamak isimli yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Read Full Post »

UK-regional-map-562x790
Birleşik Krallık (United Kingdom, UK) Ingiltere (England), Galler (Wales), Iskoçya (Scotland) ve Kuzey Irlanda (Northern Ireland)’dan oluşur. Büyük Britanya (Great Britain) ise Ingiltere, Iskoçya ve Galler’den oluşur. (Not: Spesifik sorusu olanlar bana Twitter ya da emailden ulaşabilirler)

Britanya/Ingiltere’de uzun yıllar yaşamış, bu ülkenin sisteminde yetişmiş ve nispeten başarılı olmuş bir birey olarak bana bu ülkenin egitim sistemi ve yaşam koşullarıyla ilgili çok soru soruluyor. Buralara gelen birçok arkadaşımız da psikolojik ve maddi sorunlarla boguşabiliyor, ya da vize, ingilizce ogrenememe, ingiliz kültürüne alışamama (Ingiliz kültürüne dair gözlemlerim adlı yazıma bakabilirsiniz bu konuda), doktoraları ile ilgili sorunlar yaşayabiliyorlar.

İlginizi çekebilecek bir bilgisel – İngiltere’de “Home fee” okumak için verdiğim mücadeleyle ilgili…

Bir nebze yardımcı olur ümidiyle bana sıkça sorulan soruları burada (oldugu gibi, fazla düzenlemeden) paylaşacagım. Sorunuz burada cevaplanmamışsa, lütfen bana buradan (en altta ‘comment’ atma bolümü var) ya da m.erz@hotmail.com’dan ulaşın; yardımcı olmaya calışayım:

İngiltere’de Doktora/PhD öğrencisiyim. Yakında birinci yıl APG (Advanced Postgraduate Assessment*)’m var. Ne önerirsiniz?

Öncelikle bir Doktora/PhD öğrencisi olduğunuzu unutmayın. PhD, akademik olarak alabileceğiniz en yüksek ünvandır – yani çok önemli bir ünvan. Ingilizler doktorayı bitirdiğinizde, size çalıştığınız spesifik konu/alanda ‘bir uzman’ gözüyle bakacaklar – bu yüzden size şimdiden “uzman olacak potansiyel var mı?” gözüyle bakarlar. Bunun şuurunda olun ve kesinlikle pısırık davranmayın.

APG’ye hazırlanırken (bence) yapmanız gerekenleri kendi tecrübe ve gözlemlerime göre sıralarsam:

1- Herşeyden önce literatüre hakim olun. Spesifik konunuzla ilgili her makale ve kitaptan haberdar olun. “Çok fazla makale var” diyorsanız, spesifik konunuz nedir tam bilmiyorsunuz demektir. (Yıl boyu tembellik yaptıysanız, en son çıkan 1-2 review ya da önemli makaleyi okuyup, tamamen anlamaya çalışın.)

Buna rağmen yine de gözünüzden bir makale kaçmışsa, ve APG’nizde examineriniz “şu makaleden haberin var mı?” diye sorarsa, “yok görmedim” yerine “evet haberim var; print edip masamın üzerine koymuştum. Burdan çıkışta ilk okuyacağım makale olacak” gibi politik cevaplarla geçiştirmeye çalışın.

Bir de examinerlarınızın CV’lerine ya da Google Scholar sayfalarına bakın ki ne gibi makaleler çıkarmışlar haberdar olun.

2- Ingilizlerin çok sevdiğim ve gerçekten de birini ‘judge’ yaparken karakterlerini yansıtan bir deyimi var: “First impression is last impression”  (ilk izlenim, son izlenimdir). Ilk izlenim çok önemli; güler yüzlü olun ve rahat görünmeye çalışın. Heyecanlı olabilirsiniz fakat bunu azaltmanın yolları var. Sunuma başlamadan önce sesinizi odada tanıdık birisiyle konuşarak kalibre edin (hatta bir arkadaşınızdan rica edin, biraz erkenden gelsin sırf bu iş için). O kişiyle konuştukça sesiniz açılacaktır ve nefesinizi daha iyi ayarlamanıza yardımcı olacaktır.

Ayrıca sunumunuza slaytlara değil de, insanların gözünün içine bakarak başlayın. Bu süreci kolaylaştırmak için de aklınızda unutmayacağınız 3-5 basit cümle tutun. Örnek: “Hi everyone. I’m Mesut; and I’m a PhD student working under Prof. Brian studying whether dopamine overexpression causes schizophrenia-like behaviour in mice. In the next 15 minutes or so, I’ll try and present how I’m going to do this. I also have some preliminary results that I’d like to share with you and get your comments on. If at any point you have a question, please do ask“. Sizin rahat (confident) olduğunuzu görünce, examinerlarınız da rahatlayacaktır; ve sonradan ufak-tefek hatalar dahi yapsanız görmezlikten geleceklerdir.

3- Introduction’ı kısa tutun, çünkü examinerlar başkalarının ne yaptığını değil, sizin ne yaptığınızı dinlemek için orada. Fakat alanınıza hakim olduğunuzu göstermeniz önemli (çalıştığınız konu neden önemli? benzer çalışmalar oldu mu? Varsa, senin çalışmanı ayıran nedir?). Güzel bir review/makaleyi örnek alın ve onu 2-3 slaytta anlatın. Sonraki slayt da ise arkadaşlarımızın belki de en az yaptığı şeyi yapın: eski literatürü biraz eleştirin; eksikliklerini, hatalarını bulun ve “ben bu eksiklerden haberdarım” mesajı verin. Bir bilim insanı gibi davranın: eski araştırmalara/buluşlara saygılı ama aynı zamanda eleştirel (critical) yaklaşabilen bir insan gibi…

En başta kendinizi tanıtırken hocanızın da ismini zikrettiniz. Artık bir daha ismini dahi anmayın – ta ki en son slaytınız olan “Acknowledgements” slaytına kadar. Ikide bir hocanızın ismini anmanız ve/ya da teşekkür etmeniz sizi pısırık ve hocasının arkasına saklanan bir öğrenci olarak gösterebilir. Türk mentalitesiyle ikide bir hocanızı övmenizin (“onun sayesinde oldu bunlar“, “hocama çok teşekkür ediyorum“) size hiçbir faydası dokunmayacaktır.

4- Introduction, **Aims & Objectives, Methods, Results ve Discussion slaytlarından sonra birer slaytı da (i) “bu bir senede neler öğrendim?” ve (ii) “bu sene neler yaptım?”a ayırın. Birincisi için, öğrendiginiz “skill”er (programming, wet-lab skills, istatistik vs. gibi), ikincisi icin de (a) bitirdiğiniz kurslar/workshoplar, (b) katıldığınız konferanslar/sunduğunuz posterler, (c) hazırda olan makaleleriniz (submitted/published olmasına gerek yok), (d) katılmayı planladığınız workshop ve conferencelardan bahsedin. Kazandığınız ‘skill’erin doktoranızda size nasıl faydalı olacağından bahsedin.

5- Gelebilecek soruları düşünün. Spesifik soruların dışında çok sık gelen genel sorular: (i) “what do you hope to achieve at the end of your PhD?” – iki cevabınız olsun; biri idealist, diğeri realist; (ii) “how does this help the man on the street?”; (iii) “what are the implications of studying this question?” – mesela önemli bir proteini calışıyorsanız, bunun bir hastalık icin ilaç üretilmesine yol açabileceğini söyleyebilirsiniz.

Çok iyi olan öğrenciler ise gelmesini istedikleri soruları dahi kendileri ayarlayabiliyorlar. Sunumlarında mesela ilgi çekebilecek bir konudan bahsedin ve “isterseniz soru-cevap kısmında daha detaylı anlatabilirim” deyin. Emin olun soracaklardır. Bu sayede sorulacaklardan bir soru azaltmış olursunuz.

Soru-cevap kısmında gerçekten takıldıysanız, “I have no idea” vs. gibi cevaplar vermeyin ya da sessiz-sessiz (kızarıp) durmayın. Gerekirse soruyu onlara geri çevirin: “Of course as a PhD student, I’m still learning; and would value the thoughts of experts like you. You’ve published many papers on schizophrenia before. What do you think?” demeniz daha akıllıca bir opsiyon. Bu da examinerlarınızın CV’lerine önceden bakmış olmanın yararları…

Umarım işinize yarar. Kolaylıklar dilerim.

*First year review ve Probation review olarak da biliniyor.

**’Aim’ ve ‘Objective’ arasındaki farkı ögrenmek/bilmek önemli. Örnegin: Aim “Londra’dan Istanbul’a varmak”sa, “Objective”leriniz (i) Skyscanner.com websitesine girip uygun bir fiyata Londra-Istanbul uçak bileti satın almak, (ii) Evinden Londra’daki havaalanına uygun bir saate otobüs/taksi/tren ayarlamak, (iii) Yola cıkmadan Türk Pasaport’unu yanına almak, (iv) Havaalanına 2 saat erken gelmek ve varınca “check-in” yapmaktır. “Aims and Objectives” slaytı sunumuzun belki de en önemli kısmı.

Yazın İngiltere’de dil okuluna gitmeyi düşünüyorum. Hangi ili seçmemi önerirsiniz? Brighton maddi açıdan uygun gibi duruyor… Ayrıca önerebileceğiniz bir dil okulu var mı? Bir yakınınızın gittiği ve/ya iyi bildiğiniz… Aile yanında kalmak en uygun seçenek gibi duruyor fakat sizin çevrenizde sıkıntı yaşıyanlar oldu mu? Size göre bir insanın aylık yeme-içme masrafı ne kadar olur?

Ben şu anda Leicester’da yaşadıgım icin daha çok bu civardaki dil kurslarından haberdarım. Maddi durumunuzu bilmiyorum ama üniversitelerin ‘intensive’ dil kursları, biraz pahalı olsalar da, çok kaliteli oluyor. Bu intensive kurslar pahalı gelirse, üniversitelerin normal “summer class”ları dahi baska yerlere nazaran daha iyi olabiliyor. Leicester üniversitesinin (konaklama dahil) ‘International Summer School‘ kursuyla kıyaslayıp (fiyat, ders programı vs.), ona göre kararınızı verin bence.

Aile yanında kalacak olmanız ingilizcenizi daha iyi geliştireceksiniz anlamına gelmiyor. Yanında kalacagınız aile işten dolayı yogunsa ve/ya konuşkan olmazsa, yüzlerini dahi göremeyebilirsiniz.

Yemek vs. Orta ve Kuzey Ingiltere’de nispeten ucuz ve zorlarsanız aylık ortalama £150-200’la geçinebilirsiniz. Ama Londra vs. de bunun iki katı rahat gidebilir. Ayrıca belki her gün bir-iki saatiniz metroda/yollarda geçebilir.

Brighton’ı çok bilmiyorum ama turistik bir yer oldugu için yazın konaklama fiyatları tavan yapabilir. Ayrıca Brighton’ın kalitesiz dil kurslarıyla ilgili kötü bir ünü var.

Tabi yazdıklarım çok genel. Aynı şehir içinde dahi fiyatlar ve kalite çok degişebiliyor. Begendiginiz birkaç yere email atıp aklınızda kalan soruları sorabilir, ona göre son kararınızı verebilirsiniz. En geç Nisan/Mayıs’a kadar kursunuzu ayarlamanızda fayda var çünkü yaza dogru hemen hemen her kurs ve aile yanı doluyor. Son dakikaya kalırsa size maddi açıdan çok pahalıya mal olabilir.

Ben İngiltere’de Yüksek Lisans (Master) yapmak istiyorum ama herhangi bir ücret ödemem gerekiyor mu?

Ingiltere’de yüksek lisans/Master’lar ücretli; ve hangi ülkenin vatandaşı oldugunuzun fiyatın belirlenmesinde büyük etkisi var. Avrupa birligi ve Britanya vatandaşlarına daha düşük bir fiyat uygulaması var (yıllık ~£9000 gibi). Yabancılara ise ~£12000 civarında (yıllık). Bu fiyatlar bolümden bolüme ve üniversiteden üniversiteye degişiyor (tıp ve benzeri alanlar çok daha yuksek). Universitenin ‘postgraduate prospectus’larını isteyip bakmak ya da admissions office’e email atıp sormak lazım. QS Top Universities sitesinde bazı genel bilgiler mevcut.

Iyi olan Britanya/ingiltere’de cogu Master programı bir sene (ama iki sene olanlar da var). Findamasters.com ve jobs.ac.uk gibi sitelerde reklamlar oluyor; ama her açılan Master programı da bu sitelerde yayınlanmıyor – bu yuzden direk universitenin sitesine bakmak gerekebilir kendi alanınıza gore.

Ayrıca kira, yemek vs. giderleri yıllık £6-7 bini bulabilir. Londra gibi pahalı şehirleri duşunuyorsanız, bu rakamın üzerine en az bir £3-4 bin daha ekleyin.

Maddi durumunuz yeterliyse, geriye kalan tek sey IELTS skorunuz olacaktır. Cogu üniversite 6-6.5 istiyor.

İngiltere’de üniversite okumak için Türkiye’de uluslararası bakalorya (International Baccalaureate) kapsamında olan bir lisede eğitim görmem zorunlu mu? Yoksa IELTS ve GCE yeterli olacak mıdır? Su an lise öğrencisiyim, İngiltere’de İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü okumayı planlıyorum. 

Universitelerin en çok ilgilenecekleri kualifikasyonunuz ingilizce yeterliliginiz olacaktır. Normalde IELTS’ten 6 ya da fazlasını alırsanız (ve maddi durumunuz yerindeyse), size çogu bolümün kapısı açılır. Fakat Ingiliz dili ve edebiyatı (ve hukuk) için büyük ihtimal daha yüksek skorlar gerekecektir. Eger IELTS dereceniz nispeten yüksekse (7 gibi), sizi büyük ihtimal direk (lisans) 1’nci sınıfa alırlar. Ama orta seviyeyse (ama yine de en az 6 gerekiyordur ingiliz dili ve edebiyatı icin), o zaman size (bir sene) ‘Foundation’ okumayı şart koşabilirler. Bence başvuruları yapın ve gelecek cevaplara gore pozisyonunuzu belirleyin. Kabul gelirse ne güzel; gelmezse hocalarla emailleşir derdinizi anlatırsınız. Belki bir-iki aylık ‘pre-sessional’ kurstan sonra kabul ederler.

Daha detaylı bilgi isterseniz, üniversitelerin çogunun sitesinde “Turkey” bölümü var (Turkiye’den gelen ögrenciler için). Ornek: Leicester Universitesi le.ac.uk/student-life/international-students/countries-list/europe/turkey ve le.ac.uk/courses/major-in-english-literature-ba

Britanya/Ingiltere’de üniversite okumak ucuz birşey degil. Yabancı ogrenciler (Avrupa birligi dısındakiler) icin fiyatlar senelik £10-15bin arası (tıp ve benzeri alanlar daha da pahalı). Üç yıllık bir kurs için (kira, yemek vs. ile) £60-70binlik masraf demek bu.

Yurtdışına ilk çıkış ve yerleşme bir problem. Biz yaklaşık 10 arkadaş İngiltere’ye gelecegiz. Öncelikli problemimiz ailece yaşayabilecegimiz bir ev bulabilme.

Hoşgeliyorsunuz. Maalesef bir çok arkadaşımız (makul fiyatlarda) kalacak yer bulma sorunu yaşıyor. Biz de bu konuda çok yardımcı olamıyoruz maalesef. Birçok ogrenci grubunun Facebook sayfası var (ornek: University of Leicester Turkish Society), orada duyuru yapabilirsiniz. Bazen buradaki arkadaşlar yazları (ya da kursları bitince) evlerini boşaltıyorlar ve yerlerine kalacak birilerini arıyorlar.

Gruplardan ses çıkmazsa, www.rightmove.co.uk/, www.zoopla.co.uk/ ve www.gumtree.com gibi sitelerden sizlere uygun ‘rent/kira’lık evler aramanız lazım. Bu sitelerdeki evler istediginiz gibi degilse, ajenta/estate agentları da aramanız gerekebilir. Onlara istediginiz tarzdaki evi anlatırsanız (ornek: üniversiteye yakın, 2 odalı, aylık £600), ellerine geçtikçe sizi ararlar (yabancılardan 6 aylık kirayı eve girer girmez isteyebiliyorlar). Acil çözümler için de otel odası tutulabilir, fakat oteller son saniye tutulursa çok pahalı oluyor. Universitelerin de geçici ‘accomodation’ları var fakat onlar da pahalı olabilir. Son çare geçici olarak Booking.com ve Airbnb.com gibi sitelerden ev/otel odası kiralamak.

Bu gibi ülkelerde işin püf noktası her işi çok önceden ayarlamaktır. Lütfen son ana bırakmayın, çünkü ev tutarken kagıt/kürek işleri dahi 1-2 hafta sürebiliyor (bir ay sürenler dahi var). Fazla yardımcı olamadıgım için özür diliyorum.

Anladığım kadarıyla İngiltere’de doktoraya burslu kabul almak biraz zor; eğer vaktiniz varsa, doktora (PhD) başvurum konusunda bana tavsiyede bulunabilir misiniz? Yani “burs alman için şunu yapsan işine yarar“, “dil skorun olmasa da olabiliyor” ya da “deadline’lar genelde şöyle“; “buraları takip etsen çok iyi olur” gibi

Dediğiniz gibi Britanya/İngiltere’de burslu doktora bulmak oldukça zor. Öncelikle ingilizceniniz oldukça iyi bir düzeyde olması lazım (sadece yazım değil, konuşmada da). Bir de açılan pozisyonda/projede ‘background’ınızın iyi olması gerek; sizi rakiplerinizden ayıran özellikleriniz ve somut başarılarınız olmalı.Örneğin kıytırıktan bir makale dahi yazmış olsanız, sizin için büyük avantaj çünkü çogu doktora-öncesi öğrencinin makalesi olmaz.

Şansınızı arttırmak için güzel bir CV ve bir sayfalık ‘Supporting statement’ yazıp, uygun gördügünüz her hocayı ‘spam’leyin (ve kendinizi ‘reject’lere alıştırın) derim. Kısmetin nereden çıkacağı belli olmaz; her yolu denemek lazım. Supporting statement’ta “ben şöyle uçarım; böyle kaçarım“ı yemiyor İngilizler. Bu yüzden somut şeylerle desteklemeniz lazım söylediklerinizi: örnegin “writing skillerim çok iyi” yerine, “şu sayıda makale yazdım” gibi; “şu ‘analysis skilleri’ ögrendim” yerine “şu isimde bir workshop’a katıldım” gibi; “presentation skill’lerim çok iyi” yerine; “şu-şu konferanslarda sunum yaptım” gibi. İngiliz kültürüne dair gözlemlerim adlı yazımın ilgili kısmına bakabilirsiniz bu konuda.

Son olarak, eğer Avrupa Birliği ya da Britanya vatandaşı değilseniz, size verecekleri bursun büyük bir kısmı ‘tuition fee’inize gidecektir (PhD’de ‘Home’ fee: ~£4000; ‘Overseas’ fee: ~£12000). Bunu da düşünmelisiniz.

Doktora burslarını findaphd.com ve jobs.ac.uk gibi sitelerden takip edebilirsiniz. Ben de buralardan bulmuştum doktora bursumu. Ayrıca şu an İngiltere’de bir üniversitede öğrenciyseniz, ‘departmental email’lere de bakmayı ihmal etmeyin. Ben (Leicester Üniversitesi’ndeki) ilk Post-doktoramı, Bristol Üniversitesi’nde doktora yaparken departman-arası gönderilmiş bir emailde gördüm.

Benim (yazıyı yazdığım tarihteki) CV ve Supporting statement örneklerim aşağıda – size uyan kısımlarını uyarlarsınız; benimki bayağı akademik bir versiyon:

mesut_erzurumluoglu_cv_mar_2017

mesut_erzurumluoglu_supporting_statement_postdoc

İngiliz eğitim sisteminden biraz bahsedebilir misiniz?

Ingiliz_egitim_sistemi
En basit şekilde Ingiliz egitim sistemi

Ingiltere’de zorunlu eğitim süresi 11 yıldır (‘Year 11’a kadardır; 15 yaşında mezun olunur). Yukarıdaki tabloyu kısaca özetlersek, ogrenciler 5 yaşındayken okula (1’nci sınıf), 15 yaşında iken GCSE sınavlarına (buna Ingiltere’nin LGS/LYS’si denebilir) başlarlar. GCSE’de aldıkları dersler ve notlara göre ise ‘Sixth form’ college’e girerler (Ingiltere’nin sistemi Türkiye’yle aynı olmasa da, bunlara kabaca ‘lise’ denebilir). GCSE Maths (Matematik), English (Ingilizce) ve Science (Fen) college’lerin en çok önemsedikleri derslerdir. Bu derslerde ‘B’ ve üzeri (en yüksek not ‘A*’, en düşük not ‘G’dir. ‘U’ ise ‘dersten kaldı’ anlamına gelir) alan ögrencilere her bölümün ve kolejin kapısı açılır. College’de ögrenciler çogunlukla 4 ‘A-level’ seçerler; ve yine seçtikleri dersler ve (2 yıl sonunda) bu derslerde aldıkları notlar onlara belli universite ve bölümlerin kapısını açar (örnegin, Cambridge/Oxford’a girmek için başvurdugunuz alanla ilgili olan en az 4 tane A* almak, sonra da bir mülakatdan geçmek gerekiyor. Diger üniversitelerde mülakat yok; sadece notlarına bakıyorlar). Her şey yolunda giderse, bir ögrenci 18 yaşında üniversiteye başlar. Sonrasında yüksek lisans (Master) yapmak isteyenler üniversitede (3 yılın sonunda) en az ‘2.2’, doktora (PhD) yapmak isteyenlerin ise en az ‘2.1’ alması gerekiyor.

Tavsiye edeceğim siteler:

Ucretsiz Ingilizcenizi geliştirmek için: learnenglish.britishcouncil.org

Reel TL/Sterlin kur hesabı için: XE

Burslu ya da ‘self-funded’ PhD/doktora bulmak için: findaphd.com ve jobs.ac.uk/phd

Yüksek lisans/Master kursu bulmak için: findamasters.com ve *jobs.ac.uk

Part-time ya da Full-time iş bulmak için: *jobs.ac.uk, *reed.co.uk, *monster.co.uk ve *indeed.co.uk

Kiralık ev bulmak için: *rightmove.co.uk, *zoopla.co.uk ve *gumtree.com

Kiralık oda/ev bulmak için: *airbnb.com

Otel odası kiralamak için: *booking.com ve *trivago.co.uk

Ucuz uçak biletleri için: *skyscanner.net ve *easyjet.com

Park yeri bulmak için: *justpark.com

Ucuz araba sigortası için: *gocompare.com, *moneysupermarket.com, *comparethemarket.com, *confused.com ve *directline.com

Provisional UK sürücü belgesine başvurmak için: gov.uk/apply-first-provisional-driving-licence

Banka hesabı açmak için gereken belgeler: barclays.co.uk/validid

Ingiltere’de oturum almanın yolları: visabureau.com/uk/indefinite-leave-to-remain.aspx

Ucuz telefon hatları: Lycamobile, Vectone, Lebara ve giffgaff (bir de bu siteye bakın derim: moneysavingexpert.com/phones/cheap-sim-only-contracts)

Dünya üniversite sıralamaları: QS World University Rankings

Okul/kolejlerin performanslarını karşılaştırmak için: Compare School/College Performance

Ingiltere’de gezilecek tarihi yerler için: english-heritage.org.uk

Ucuz otobüs ve tren biletleri için: *uk.megabus.com (otobüs), *crosscountrytrains.co.uk (tren) ve *virgintrains.co.uk (tren) – Eger ögrenci iseniz ve sürekli tren kullanacaksanız, mutlaka 16-25 Railcard‘da da başvurun

Ucuza araba kiralamak için: *Enterprise

Bedava üniversite seviyesinde dersler için: *coursera.org

Etrafınızdaki kazalardan haberdar olmak için: crashmap.co.uk/Search ya da Waze*

*app’ı da var

Ekleme (07/09/2019):

Read Full Post »

bileve_qt_paper_3_lung_function_traits_concentric_circos

Breathtaking genes: A ‘Circos’ plot depicting how chronic obstructive pulmonary disease (COPD) has become a global concern – the 3rd biggest killer, defined by poor lung function. Our work shows that many parts of our DNA play a role in our lung health. Peaks in red are newly discovered regions, and the blue ones were previously identified by other groups. Millions of genetic variants from tens of thousands of individuals were analysed in this study. The identified genes will help us understand why some of us have better lung function, and lead to the identification of drug targets of potential relevance to COPD.

A press release was issued by the University of Leicester Press Office on 6 February 2017 about a study that I was also heavily involved in (please click on links below for details):

Breakthrough advance offers the potential to defuse a ‘ticking timebomb’ for serious lung disease, including for over 1 billion smokers worldwide (source: World lung health study allows scientists to predict your chance of developing deadly disease — University of Leicester)”

COPD_smoking_nat_genet_lung_function_gwas_wain

The study has received a lot of attention from the media, with articles appearing in large media outlets such as BBC News, The Independent and MSN News. If you’re interested in the details, please read the paper published in Nature Genetics.

If interested in reading about the area of Genetic Epidemiology itself, please have a look at my (previously published) blog post about the matter: Searching for “Breath taking” genes. Literally!

Details on Circos plot* (above): FEV1: Forced expiratory lung volume in 1 second; FVC: Forced lung volume capacity; FEV1/FVC: the ratio of the two measurements. Labels in the outer circle show the name of the nearest gene to the newly identified (red) variants. X-axis: Genomic position of variant in genome (chromosome number in the outer circle), Y-axis: Statistical significance of variant in this study (higher the peak the greater the significance).

*The figure is a more artistic version of Figure 1 (Manhattan plot) in the above mentioned academic paper. It did not make it into the final manuscript published in Nature Genetics (6th Feb 2017) as it was found to be “confusing” by one of the reviewers – and the editor agreed. 😦 However, the plot was shortlisted (title: Breathtaking genes) and displayed in the Images of Research exhibition (9th Feb 2017) organised by the University of Leicester. 😉

 

My role in the Wain et al paper mentioned above: I led the ‘functional follow-up’ of the identified associated variants (e.g. mining eQTL datasets, biological pathway analyses, identify druggable genes, pleiotropy, protein-protein interactions) and appropriately visualise the GWAS results (various Manhattan and Circos plots). I was part of the core bioinformatics team of three in Leicester – alongside Dr. Nick Shrine and Dr. Maria Soler-Artigas.

 

References:

Wain LV et al., Published online 6th Feb 2017. Genome-wide association analyses for lung function and chronic obstructive pulmonary disease identify new loci and potential druggable targets. Nature Genetics. URL: https://www.nature.com/articles/ng.3787

Read Full Post »

Difference between the lung of a COPD patient and an unaffected one. Image taken from NHLBI website (click on image to access the source)

Difference between the lung of a COPD patient and an unaffected one. Image taken from the NHLBI website (one of the leading institutes in providing information on various diseases; click on image to access the source)

Many of us will either suffer or have a relative/friend who suffers from a disease called Chronic Obstructive Pulmonary Disease (COPD, click on link for details) which is a progressive respiratory disease characterised by decreasing lung function (struggling to inhale/exhale air, irreversible airflow obstruction), very likely accompanied by chronic infections. COPD has a prevalence of over 2% in the UK population (corresponding to approx. 1 million in the UK, probably a lower bound estimate due to many undiagnosed cases; this figure is approx. 16 million in the USA) and is currently the third biggest killer in the world (only behind cancers and heart-related diseases) – costing the lives of millions (in the USA alone, number of deaths attributed to COPD is over 100 thousand); and the health services, billions of pounds.

Contrary to the well-known genetic disorders such as Cystic Fibrosis and Huntington’s disease, which are diseases caused entirely by a person’s genetic makeup and caused by mutations in a single gene, COPD is a (very!) complex disease with many genes and environmental factors (e.g. smoking, pollutants) contributing to the development/progression of the disease. This complexity makes it much harder to dissect the causes and find potential (genetic) targets for cures or therapies. However, we do know that smoking is by far the biggest risk factor with up to 90% of those who go on to develop clinically significant COPD being smokers. But only a minority (<25%) of all smokers develop COPD, indicating the strong role genetics can play in the progression of this disorder. Also not all COPD patients are smokers (up to 25% in some populations), indicating that – at least in some patients – genetics can play a rather determining role. I must stress that all the statistics I provide here can vary considerably from population to population due to different lifestyles and genetic backgrounds.

Genetic_epidemiology_genetics_mesut_erzurumluoglu

I – together with a large group of collaborators – search for genetic predictors of lung function, which helps us to identify which individuals are more likely to develop the disease and potentially understand the underlying biology/pathology of respiratory diseases such as COPD and asthma, and related traits such as smoking behaviour. To do this, we carry out what is called a genome-wide association study (GWAS, click on link for details), where we obtain the genetic data (millions of data points) from tens of thousands of COPD (or asthma) patients and ‘controls’ (people with normal lung function). To ensure that our results are not biased by different ethnicities, life styles and related individuals, we collect all the relevant information about the participants and make sure that we control for them in the statistical models that we use. GWASs have been extremely successful in the identification of successful targets for other diseases and have led to the field of Genetic Epidemiology (GE, click on link for details) to come to the fore of population-based medicine. GE requires extensive understanding of Statistics (needed to make sense of the very large datasets), Bioinformatics (application of computer software to the management of large biological data), Programming (needed to change data formats, manage very large data), Genetics (needed for interpretation of results) and Epidemiology (branch of medicine which deals with how often diseases occur in different groups of people, and why); thus requires inter-disciplinary collaborations.

GWAS results are traditionally presented with a Manhattan plot (due to its resemblance of the city's skyline) where the genetic variants corresponding to the dots above the top grey line (representing P values less than 5e-7 i.e. 0.0000005) are usually followed up with additional studies to validate their plausibility. Image taken from Wikipedia (click on image to access source)

GWAS results are traditionally presented with a Manhattan plot (due to its resemblance of the city’s skyline) where the genetic variants corresponding to the dots above the top grey line (representing P-values less than 5e-8 i.e. 0.00000005) are usually followed up with additional studies to validate their plausibility. Image taken from Wikipedia (click on image to access source)

The inferences we make from these studies can shed light in to which genes and biological pathways play key roles in causing COPD. We then follow up these newly identified genes and pathways to analyse whether there are molecules which could be used to target these and be potential drugs for treating COPD patients. Our results can be of immense help to Pharmaceutical companies (and ultimately to patients), as many clinical trials initiated without genetic line of evidence have failed, costing the public and these companies billions of pounds.

As smoking is the biggest risk factor for respiratory diseases like COPD, I am – also with the contribution of many collaborators – in the process of analysing whether some people are more likely to start smoking, stop after starting, and smoke more than usual when they start smoking. The results can have huge implications as many people struggle to stop smoking, and when they do, research suggests that up to 90% (figure differs between populations) of them start to smoke again within the first year after quitting. Smoking is not only a huge contributor to the risk of developing COPD, but also to lung (biggest killer amongst all cancers), mouth, throat, kidney, liver, pancreas, stomach and colon cancer (not an exhaustive list). In the UK alone, these cancers cause the slow and painful death of tens of thousands, alongside a huge psychological and financial burden on the families and public resources.

The “lung” and the short of it (stealing a phrase thought up by my colleagues at the University of Leicester, click on link to see who they are) is that COPD is a disease that is going to affect many of us, and any useful finding which leads to cures and/or therapies could increase the life years of COPD patients and affect the lives of thousands of people directly, and millions indirectly (e.g. families of COPD sufferers, cost to the NHS). Finding targets to help people stop smoking can potentially have even bigger implications as many continue to smoke, despite huge efforts and funding allocated to smoking prevention and cessation.

A nice TED talk about the world of Data science and Genetic Epidemiology

Addition to post (09/02/17): A Circos plot presenting results from our latest lung function GWAS (Wain et al, 2017; Nature Genetics) was shortlisted (title: Breathtaking genes) and displayed in the Images of Research exhibition (9th Feb 2017) organised by the University of Leicester

Read Full Post »

UoL TSoc Logo 2016

University of Leicester Turkish Society 2016 logo – Not used for financial gains (all our events are ‘not-for-profit’). However, it will be changed soon as it is an infringement of the University’s own logo (we did not realise at the time the logo was designed).

I am extremely proud to have had the chance to lead the University of Leicester Turkish Society for the 2016 season; and am grateful to the following committee members for their excellent work in organising some great events – especially our annual ‘Turkish Day’ event at the Queens Hall (University of Leicester):

President: A. Mesut Erzurumluoglu
Vice-President: Kevser Sevim
Secretary: Halil Ibrahim Egilmez
Treasurer: Turkan Ozkent
Event coordinator: Ufuk Barmanpek and Yasemin Alpdogan
IT Manager: Muhammet Ziya Komşul

More information about the Turkish Society can be found at the below links:

Website   Facebook   Twitter

Also feel free to contact us at leturkishsociety@gmail.com for any questions/enquiries. Thanks for your continued support!

8th Annual Turkish Day flyer

Our flyer for the 8th Annual Turkish Day (5th May 2016) event – which hundreds of students attended

University of Leicester Turkish Society Turkish Day 2016 (1)

Annual Turkish Day 2016 (05/05/16) – organised by the University of Leicester Turkish Society

University of Leicester Turkish Society Turkish Day 2016 (2)

Annual Turkish Day 2016 (05/05/16) – organised by the University of Leicester Turkish Society

Freshers Fair 2016 26-27-09-16 (4)

Freshers Fair 2016 (26/09/16) – Organised by the University of Leicester Student Union

Read Full Post »

Polymerase Chain Reaction (from www.neb.com)

Schematic of the PCR (Polymerase Chain Reaction) process – a technique used to amplify a specific region of DNA. Source URL: http://www.neb.com

This is a very quick guide to designing a primer for PCR (Polymerase Chain Reaction) which will be used to amplify a region of interest. The produced amplicons can then be sent to companies such as GATC-Biotech (located in Germany) to be sequenced. I have seen many blogs with this title but none of them guide you in the way you would expect them to. So I decided to write my own to hopefully make things easier for you:

(i) To design a primer, first click on the link below:

Primer Blast

(ii) On the Primer Blast page, you will come across the ‘PCR Template’ box at the top. Enter the ‘Accession ID’ of your transcript of interest from RefSeq if you’re working with mRNA.

If you’re interested in amplifying a genomic region then use Ensembl by (i) searching for your gene of interest on the Ensembl homepage; (ii) then clicking on your gene of interest in the results; (iii) then in the ‘Gene’ view, clicking on the ‘Sequence’ in the ‘Gene-based display’ on the left; and (iv) then by copying the ‘Marked-up sequence’ in FASTA format and pasting it into the ‘PCR Template’ box.

Calculate where your variant of interest is located in the FASTA sequence (Ensembl) or in the transcript (RefSeq mRNA) you pasted and fill in ‘Forward Primer’ and ‘Reverse Primer’ accordingly. I’d advise having a flanking region of ~150bp on both sides of your variant (e.g. if your variant is located at position 500 in your FASTA sequence, then type 350 into ‘From’ in ‘Forward Primer’ and 650 into ‘To’ in ‘Reverse Primer’, leave the other two empty).

(iii) In Primer Parameters:

To get the amplicon sent and sequenced at a company, keep the PCR product size manageable (e.g. 150bp to 300bp).

(iv) If working with human genomic data, change ‘Database’ to ‘Genome (reference assembly from selected organisms)’ and select ‘Homo sapiens’ as ‘Organism’ in ‘Primer Pair Specificity Checking Parameters’.

Click ‘Advanced parameters’.

(v) Change ‘Primer Size’ in ‘Primer Parameters’ to 18 (min), 22 and 25 (max) respectively.

Change ‘Primer GC Content (%)’ to 40.0 and 60.0 respectively.

Change ‘GC Clamp’ to 1.

Change ‘Max Poly-X’ to 3.

Tick the ‘SNP handling’ box (important!).

(vi) Scroll to bottom and click ‘Show results in a new window’ before clicking  ‘Get Primers’.

(vii) Wait for results and select a couple* of primer pairs and test them in an in-silico PCR software (e.g. UCSC In-Silico PCR) – designing at least two primer pairs is important; in case one fails, the other one usually works.

(*check that the GC content of the forward and reverse primers are similar to each other for each primer pair.)

Once you’re happy with the amplicons produced in the in-silico PCR program (e.g. your variant** of interest is located towards the centre of the amplicon as desired) then check for hairpin formation (both for forward and reverse primer, separately) using a software such as OligoCalc.

(**if your gene of interest is on the reverse strand, then you would have to use software such as Reverse Complement to change the sequence of your amplicon to its complement so that it matches the Ensembl gene sequence that you’re comparing it against – where you obtained the sequence in FASTA format in step ii).

Once your primer pairs pass all these tests, order them from a company such as Eurofins.

When performing PCR, choosing the annealing temperature may not be straightforward. Although there is a formula for calculating optimum annealing temperature (Ta; see link), (for primers with no unintended targets***) I usually set it 6-7 Celsius below the melting temperature (Tm; you should have received this info from the company that you ordered the primer from) of the primer with lowest Tm. However Ta and MgCl2 gradients/titration may be needed sometimes if PCR doesn’t seem to work for both of the primers you designed earlier.

Sometimes the polymerase used may also need to be changed. So if conventional Taq polymerase doesn’t seem to work (or produces too many unwanted targets), trying a Hot Start activated polymerase (which is way more expensive) could be the answer.

(***if there are other unwanted bands in the gel, try increasing Tm as this will allow the primer to hybridize to the perfectly matching DNA sequence and not to the other unintended regions (which will hopefully be the region you wanted, if you designed the primer well)…

Hope it helps. I’m happy to answer any questions you may have. PCR is a dark art and anything can go wrong! Just need to keep trying 😉

Tips for PCR primer design_Life_Technologies

10 Tips for successful PCR primer designing (by Life Technologies)

PS: I have no conflicts of interest and have no connections to either Eurofins or GATC-Biotech

References:

A. Mesut Erzurumluoglu, 2016. Population and family based studies of consanguinity: Genetic and Computational approaches. PhD thesis. University of Bristol.

Read Full Post »

Department for Education and Skills’ (DfES) report for Children of Ethnic Minority in 2006/07 showed a bleak picture for students of ethnic minorities living in the UK – as they were all performing below the national average. However the picture was even more disturbing for Turks/Kurds because their children were the least performing out of all the groups that had a considerable size in the UK. I am hoping things have gotten better for the Turkish community since then as there have been many steps taken to stop this rot, especially by the Turks themselves. They have opened many supplementary and/or weekend schools all over the UK especially in London and Leicester where there is a considerable amount of Turkish/Kurdish migrants. In one of these weekend schools, called the Horizon supplementary school (located in Leicester), I obtained the Keystage 2 (KS2) and Keystage 3 (KS3) results of nearly 30 students (years 6 to 9) attending their classes and compared them with DfES’s findings. The results were surprising:

ks2 ks3

Overall, the Horizon school’s pupils had achieved higher in all subjects compared to the national average let alone other ethnic minority groups. The difference is greater in Maths and Science.

These results make it clear that given the opportunity, children of Turkish/Kurdish/Turkish-Cypriot background can perform as good as anyone, if not better. Therefore the Turkish/Kurdish community must carry on supporting the existing supplementary schools; and if possible improve on what they’re doing by opening more schools. This is why I’d recommend all ethnic minorities in the UK to follow the Turks’ example and support their children in achieving their academic potential. Educated children would not only be the source of good for the corresponding ethnic minorities, but also the British society as a whole.

Best wishes!

 

PS: To add to the comments above, the below newspaper article portrays my views in 2006 (when I had just turned 18). I do not agree entirely with it nowadays; would have worded some things differently…  🙂

Me in Leicester Mercury (August 2006)

Me in Leicester Mercury (August 2006)

Read Full Post »

Mesut Erzurumluoglu
My Poster in front of David Wilson Library, University of Leicester, UK

The above lab photo was printed on a large billboard just in front of the David Wilson Library (during the refurbishment/renovations) at the University of Leicester (UoL) in 2011, and then in 2013. The photo was also used in the Biological Sciences sections of the 2011/12, 2012/13 and 2013/14 UoL undergraduate prospectuses – although I was a PhD student at the University of Bristol since January 2012. I was in the third (out of four) year of my PhD course but was still in the UoL prospectus as an ‘undergraduate’ 🙂

Me in University of Leicester Prospectus 2012/13

The university also included my views in the online version of the University of Leicester Biological Sciences prospectus and in a ‘Time management’ lecture:

Univ. of Leicester - Biological Sciences webpage
Univ. of Leicester – Biological Sciences webpage
Time management lecture
Apocryphal quote attributed to me: “It wasn’t that challenging, if you’re organised” was used in a ‘Time Management’ lecture (2016) given at the University of Leicester (by Dr. Alex Patel -see her comment below). Photo by Yasemin Alpdogan.

Read Full Post »

These are (mostly) science related essays I’ve written during my college and University years…

Hopefully they will be useful for A levels students and/or Undergraduates studying Biological Sciences…

I haven’t re-read them so they may contain some errors – do not treat them as Gospel truth 🙂

 

Click here for the Articles Base link which contains my A level and University essays

Read Full Post »

Anatolia FC logo
Anatolia FC’s logo for 2008/09 season

Anatolia FC was established with the help of Anatolia Cultural and Educational Society (ACES), to help the youth with Turkish/Kurdish background living in Leicester to blend together and keep them away from bad habits by encouraging them to engage in sports…

The team enrolled to The Leicester Sunday League. For more details, please see Anatolia FC’s webpage.

Founded: 17th August 2007
Ended: 28th February 2010

All time statistics

Player Statistics
Most Appearances: Mesut Erzurumluoglu (54), Erol Nas (51), Ozer Kircicek (47), Fatih Gaygusuz (46), Sefa Macit (43), Esat Erzurumluoglu (40)
Most Goals: Mesut Erzurumluoglu (59), Erkan Ozbek (24), Sefa Macit (23), Fatih Gaygusuz (15), Serkan Pala (7)
Most Goals in a Single Match: (3) by Mesut Erzurumluoglu, Erkan Ozbek, Serkan Pala and Sefa Macit
Scored in How Many Games: Mesut Erzurumluoglu (35), Sefa Macit (17), Erkan Ozbek (16), Fatih Gaygusuz (13)
 
Youngest Player To Play: Hoshang Ibrahim (15 Years, 171 Days) 
Youngest Player To Score: Hoshang Ibrahim (15 Years, 348 Days)
Oldest Player To Play: Kenan Tunc (38 Years, 251 Days) 
Oldest Player To Score: Dean Ramsey (32 Years, 279 Days)

Team Statistics
Total Games Played: 54 (including Cup matches & Friendlies)
Total Games Played (League): 45
Total Results: W19, D11, L24
Total Results (League): W19, D10, L16
Total Goals Scored: 160
Total Goals Scored (League): 143
Total Goals Conceded: 195
Total Goals Conceded (League): 143
 
Biggest Win: 7-0 (The Alliance – 3 Feb 2008)
Heaviest Loss: 1-10 (G.T. FC – 26 Oct 2008)
Highest Scoring Game: 4-9 (Aylestone Utd – 23 Nov 2008)
 
Longest Unbeaten Run: 
14 Games (From 12 Nov 2007 To 20 Sep 2008) 
Longest Period Without A Win: 
6 Games (From 2 March 2009 To 10 Oct 2009)  
 
Captains (2007-2010) – at least one game
Fatih Gaygusuz (1st)
Idris Ciftci (2nd)
Erol Nas
Erkan Ozbek
Mesut Erzurumluoglu

Milestones

First Silverware

Anatolia FC were awarded the ‘Fair Play’ Trophy in an International Tournament based in London (Summer 2009) for reaching the knockout stages without a single yellow card. The team qualified to the Quarter Finals as Group Winners (beating Teams from Holland and Turkey in the process), before losing to the eventual runners-up Xanthi FC (from Greece) on penalties after the game finished 1-1. The team was managed by Kenan Tunc

Lucozade Sport Performance League

Anatolia FC has been picked out of the draw (also announced in talkSPORT radio) to become one of the 80 Teams in the whole of the UK to be given the chance to participate in the first ever Lucozade Sport Performance League (Season 08/09)

First Season Summary

Anatolia FC finished the 2007/08 Season in 3rd place, scoring the most goals (79) and with a 17 game unbeaten run! Also, Mesut Erzurumluoglu finished the season as Top Goalscorer of Division 4 (with 28 goals)

First Win

Anatolia FC convincingly defeated Leicester Echos 4-0 at home to record the first win in the Club’s history – the second game of the 2007/08 Season… Goals came from Ramazan Aslan (2), Mesut Erzurumluoglu & Sefa Macit

First Match & Goal

Mesut Erzurumluoglu was the first Scorer in the Club’s history, scoring the only goal against Shoemakers FC (A) in the 3-1 Loss – first game of the Season 07/08…

Foundation Date Anatolia FC was setup on the 17th August 2007 – starting in Division 4 of The Leicester Sunday League

Video from one of our games:

Anatolia FC were also chosen to be one of the eighty teams throughout the UK to take part in the first Lucozade Sport Performance League (LSPL, Sept 2009). Click here for picks from the weekly LSPL newsletter mentioning Anatolia FC.

mesut_erzurumluoglu_anatolia_fc_photo
mesut_erzurumluoglu_anatolia_fc
A snapshot from my personal player page. I was the top goalscorer of the club in all three seasons I played there and was the top goalscorer in Division 4 in 2007/08 season when we finished 3rd in the league (Note: Assist info lost for 2008/09 season due to acquisition of Club Website by Pitchero)

Mesut_Erzurumluoglu_Anatolia_FC_football (1)
Top goalscorers in the 2007/08 season of The Leicester Sunday League

Mesut_Erzurumluoglu_Anatolia_FC_football (2)
My ‘Top Goalscorer of TLSL Division 4 (2007/08)’ award

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »